Reklam

Thursday, January 31

Sema Çelebi 'den Güveç Yemeği Tarifi


güveç yemeği

Özlem Yıldız 'dan Kaşarlı Sufle Tarifi


özlem yıldız
Malzemeler:
1 paket tost ekmeği
250 gr kaşar peyniri
5 adet yumurta
500 gr süt
Yarım paket margarin

Çin Böreği Tarifi
İtalyan Ekmeği Tarifi
Noodle Tarifi
Kahvaltılık Kanepe Tarifi
Bayatlayan ekmeklerinizi ziyan etmeyin:Pırtı Yemeği

Şifa Sende Erhan Özer

Mevlana der ki: “Sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemik. Gül düşünürsen gülistan olursun. Diken düşünürsen, dikenlik olursun..


Metabolizmayı Hızlandıran 15 yiyecek

Kış aylarında daha tembel olduğumuzdan, metabolizmamızı hızlandırmak adına bu güzel seçenekleri beslenmemize alabiliriz...
Bakanlık Hileli Süt Ürünleri Satan Markaları Açıkladı..
15 Mucize Bitki

Wednesday, January 23

Alkali Diyet ve Beslenme Ayşegül Çoruhlu

Alkali Beslenme

Dikkat: Ağır protein diyetleri asitlendirir. 

Çok önemli bir noktanın altını çizmem gerekir: Kilo verirken asitlenmemeye dikkat etmeliyiz.

Diyet yaparken eğer asitli beslenmişsek (bol hayvansal gıda içeren protein diyetlerinde olduğu gibi) hem sağlığımıza uzun dönemde zarar veririz hem verdiğimiz kiloyu kolay geri alırız. Çünkü asitli beslenme, artan asidi depolamak için kolay yağlanmaya zemin hazırlar.

Asitlenerek kilo verdiğimizi en kolay bel çevresini ölçerek anlarız. Kilo verirken, bel bölgesi incelmiyorsa, ağız kokusu, idrar, ter, dışkı kokusu artıyorsa asitleniyoruz demektir.

Alkali diyete geçen kişilerde ise bu durumun aksi gözlenir.

Alkali beslenen kişiler, vücuttaki atılacak asit miktarını anında azaltacakları için idrarlarının rengi açılacak ve kokusu hafifleyecektir.

Alkali beslenen kişini deodorant kullanması gerekmeyecek çünkü ter kokusu azalacaktır. Yüksek protein diyetleri yapanlarda olan ağız kokusu,alkali beslenenlerde olmayacaktır.

Dışkılama daha düzenli ve sorunsuz olacak, gaz ve hazımsızlık problemleri azalacaktır. Mide yanması, reflü şikayetleri azalacaktır.

Kilo kayıpları bel bölgesinden olacaktır.

Alkali beslenen bireyler daha dinlemiş uyanacaklar ve daha enerjik olacaklardır.

Kanser Tedavisinde İlginç Buluş: Karbonatlı Su Mucizesi
GUT Hastalığının 8 saat içinde PH Mucizesiyle Tedavisi

Monday, January 21

8 dakikalık Pilates Çalışması İleri Seviye

8 dakikalık Pilates Çalışması Orta Seviye

Katkı Maddeleri ile Zehirleniyoruz : Ambalajlı Gıdaların Zararları

MSG İle Zehirleniyoruz, aman çocuklarımıza dikkat. Ben poşetin içindekiler kısmını okudum, gördüm ve sizinle paylaşıyorum..

EVLATLARIMIZ İÇİN ÇOK ÖNEMLİ MUTLAKA OKUYUN AMA MUTLAKA ARTIK BU GIDA TERÖRÜNE SESSİZ KALMAYIN... ÖZELLİKLE YİYİP YİYİP ACIKANLAR...İŞTE BUYRUN AYRINTILAR...KENDİNİ VATANDAŞ OLARAK GÖREN HERKES PAYLAŞSIN BİRLİKTEN KUVVET DOĞAR BİZLERİ ZEHİRLEMELERİNE ASLA İZİN VERMEYELİM.


Pek çok gıda maddesinde gizli veya açık kullanılmakta olan MSG(Mono sodyum glutamat E-621) katkı maddesi üzerinde muhterem Prof. Dr. Mustafa Nutku hocamızın bir yazısını dikkatinize sunuyorum:

”MSG diye bir katkı maddesi var. Mono Sodyum Glutamat. Yiyeceklere konunca tadının beyin tarafından güzel algılanmasını sağlıyor. Tatlı, tuzlu farketmiyor, neye konsa tadi güzelmiş gibi geliyor. O yüzden üreticiler en berbat ürünlere dolduruyolar bunu. Bunun zararlarının hepsi çok sayıda çalısmayla kanıtlanmis ve bununla ilgili bir rapor Dünya Sağlık Örgütüne sunulmuş durumda. Internette arastırılabilir:

ZARARLARI:

- Bu madde nörotoksin. Sinir hücrelerine zarar veriyor. Yol açtığı hastalıklar merkezi sinir sistemi tahribati ve buna bağlı olarak Alzheimer, Parkinson, Huntington hastalıkları, Sara (epilepsi).
- Retinal dejenerasyon (göz retina tabakası hasarı)
- Yağ birikimi, doyma mekanizmasında bozukluk, obezite
- Büyüme hormonu baskılanması
- Pankreas hasarı, insülinde artış ve buna bağlı olarak diyabet
- Böbrek ve karaciğerde hasar
- Bu madde hamilelerde plasenta bariyerini geçebiliyor yani bebek de aynı etkilere maruz kalabiliyor.

ŞU AN PIYASADAKI NEREDEYSE TÜM CİPSLERDE BU MADDE VAR. GÜVENLI OLDUĞUNU IDDIA EDEN CHEETOS'U BILE KONTROL ETTIM, VAR. TADINI GÜZELLEŞTIRMEK IÇIN HEPSI KULLANIYOR.

IÇINDE BULUNDUGU DIGER ÜRÜNLER KONUSUNDA BILGIM YOK, ETIKETLERI KONTROL ETMEKTE FAYDA VAR.

BU ZARARLAR ORTAYA ÇIKINCA MADDENIN İSMİNİ DEĞİŞTIRMEYE BAŞLADILAR. IÇINDE MSG, MONO SODYUM GLUTAMAT, GLUTAMIC ASIT KISACA GLUTAMIN VEYA GLUTAMAT BULUNAN SEYLERDEN UZAK DURULMALI.
Prof.Dr.Mustafa Nutku -

EV YAPIMI PATATES CİPSİ
EV YAPIMI TEREYAĞI
GDO'LU DİYET TARİFLERİ
EV YAPIMI BUZ PARMAK

Yeni Başlayanlar İçin Pilates

Paula ile 5 dakika Karın Çalışması

Beş dakika içinde yapabileceğiniz karın egzersizleri.Şimdiye kadar hiç denemediyseniz sadece 5 dakikanızı ayırın.

Thursday, January 17

Yeni Başlayanlar İçin Casey ile POP Pilates

Hamileler için 10 dakika Çalışma

Bu Hamilelik Pilates Egzersizleri 30 haftalık hamile olan bir fizyoterapist tarafından onaylandı. 

6 Dakika Üst Gövde ve Kol Çalışması

Hızlı bir üst beden pilates egzersizi

Cemalnur Sargut Ömer Çelakıl Sohbeti:Beden ve Nefis

Cemalnur Sargut Ömer Çelakıl Sohbeti:Beden ve Nefis

Pilatese Yeni Başlayanlar için Arzu Akyol'la Pilates

Pilates'e yeni başlayanlar için öneriler


Monday, January 14

Kremalı Milföy Sarma

Malzemeler  (15 adet için)         
3 yaprak milföy hamuru (çift kare)

Kreması için;
1 yemek kaşığı un
1 yemek kaşığı mısır nişastası
1 su bardağı süt
Arzu edilen miktarda şeker
1 paket vanilya

Yapılışı:

Krema önceden hazırlanıp soğumaya bırakılır.Milföyler ince şerit halinde kesilerek 1 cm çapındaki metal ruloya ya da benim gibi kaşık-çatal takımına sarılır.

200 c ısıtılmış fırında pişirilen ve soğuyan milföylerin içine pasta şırıngasıyla krema doldurulur.
Açık kalan 2 ağız kısmına küp şeklinde kesilmiş muz yerleştirilerek antepfıstığına batırılır.



Yumuşayan milföy yaprakları boyuna 5 şerit halinde kesilir.












Kaşık-çatal takımına sarabilirsiniz.(çok kolay çıkıyor 2 çift kullanın ve yağlayın)
Ya da daha zahmetsiz bir yöntem kalıp kullanabilirsiniz.
Önceden hazırlanan krema, pasta şırıngasıyla milföylerin içine sıkılır.





















Tuesday, January 8

Müslüman mahallesinde salyangoz yenir mi?


koholi
Koholi mi nedir? Vadimizde salyangoza verilen addır. Salyangozlar yeryüzünün birçok nemli kısımlarında bulunup, yaşayabilmeleri için mutlak süratle suya ihtiyaçları vardır, nemli bölgelerde, çayırlık alanlarda, denizlerde ve tatlı sularda yaşarlar. Salyangozlar kış soğuğunda ve yaz sıcaklığında nemli kısımlarda ya ağaç kabukları altında ya da nemli toprak altında dinlenirler. Genellikle yağmurlu günlerde ortaya çıkarlar ve uykusundan uyanır uyanmaz doğadan otlanarak beslenirler. Kış aylarında ve yaz mevsiminde havaların nemli olan kısımlarda soğuk ve sıcaktan etkilenmeyen bölgelerde her mevsim görülürler.

“Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz” deyimi çok eskilerde kalmıştır. 30 yıl önce çocukluğumda vadimizde salyangoz alıp satan esnaflar vardı ve onların kamyonları salyangoz toplamak için köylerde dolaşırdı. Hatta bazı ilçelerimizde salyangoz işleme tesisleri bile kurulmuştu. Bizde tüm köylülerimiz gibi özellikle yağmurlu ve çiseli havalarda nerde bir piçef, aralıklı taş pere duvar, çayırlık alan varsa hepsini gezer, ellerimizdeki naylon poşetlere salyangozları doldurur, kilogram cinsinden kamyonculara satardık ve kazandığımız para ile de kendimizin en öncelikli olan ihtiyacını alırdık. Topladığımız bu kabuklu büyük salyangozların, Samsun'daki Menteşoğlu firması aracılığı ile Fransızların sofrasına katıldığını ve salyangoz ihracatından Hasbi Menteşoğlunun zengin olduğu söylenirdi.

İlk anda, salyangoz yemek fikri bana tiksindirici gibi gelmişti ama sonra bunun, daha önceki yaşantılardan gelen önyargılı bir düşünce olduğunu fark ettim. Kişisel düşüncem, aslında salyangoz yenilebilir, dinimizce de mahsuru olduğunu sanmıyorum, çünkü kabuklu çekirge tüm mezheplerce ve Fas'ta da salyangozlar Müslümanlar tarafından yoğun olarak yenilmektedir.  Sadece, Fransa ve tüm Avrupa mutfaklarında her çeşidi ile lüks sofraların yemeği olan salyangoz Ege mutfağında da menüde yerini almış olup, eski lezzeti ile halen yerini korumaktadır. Datça’da yılda birkaç kez salyangoz yemeği yenilmekte, bu ilçede salyangoz yemenin basur hastalığına iyi geldiğine inanılmaktadır. Bazı restoranların menülerinde salyangoz sote bulunmakta ve özellikle Yunanlı turistler tarafından beğenilmektedir.

Bize çok kötü, zararlı diye tanıtılan bu hayvanların aslında masum ve faydalı olduklarını öğrendim sonradan. Sadece yemek olarak değil, son yıllarda krem üretiminde kullanılmaktadır.  Sağlıklı cilde sahip olmak için uygulanan doğal yöntemlerden bir tanesi de salyangoz yöntemidir. Dünyada 8 milyon kişi salyangoz kremi kullanmaktadır. Bu kremler 250 milyar dolar gibi bir paranın dolaştığı kozmetik sektöründe, ABD ve Avrupa’da 10 yıldır, Ülkemizde ise son yıllarda kullanılmaya başlanılmıştır.

Oysa İç Anadolu’nun çeşitli bölgeleri, Konya ve Adana bölgesinde salyangoz işleme tesisleri halen var. Salyangozlar sadece doğadan toplattırılıyor, hepsi ihraç ediliyor. Dünya pazarının yüzde 40’ı Türkiye’nin elinde. Başta Fransa, İtalya, Almanya, İngiltere olmak üzere AB ülkeleri, Güney Amerika ülkeleri, ABD, Japonya, Lübnan, İsviçre, Çin gibi ülkelere ihracat yapıyoruz. Yılda bir milyon ton gibi bir miktardan iyi bir döviz getirisi sağlanmaktadır. Bu ülkelerde en lüks restoranlarda, en pahalı yiyecekler arasında sayılmaktadır.

Salyangozlar, canlı, haşlanmış, dondurulmuş, konserve olarak veya boş salyangoz kabuğu olarak ihraç edilmekte, Salyangoz pazarında Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Arnavutluk, Litvanya, Letonya, Estonya gibi ülkeler Türkiye’ye rakip olan üreticiler konumundadır. Özellikle Romanya’da salyangoz mamulleri üretimi gelişmiş durumda. Salyangozun sosis, salam, sucuk gibi ürünlerinin yanı sıra, acılı, baharatlı gibi değişik zevklere göre üretimi de yapılıyor.

Ülkemizde, son yıllarda ise salyangoz ticareti yapılamaz oldu. Çünkü, salyangozlar sınır tanımadan toplanmış, artık doğada salyangoz kalmamıştır. Hatta neslinin tükeneceği bile söylenmişti. Toplanabilecek olanlar da bir tesisin çalışması için yeterli olmamaktadır.

Karadeniz bölgesinin iklim, toprak ve bitki örtüsü itibarıyla salyangoz üretimi için son derece uygun olduğu biliniyor. Tıpkı balık üretme çiftlikleri gibi salyangoz üretim çiftlikleri de kurulabilir. Neden salyangoz gibi önemli miktarda talebi olan bir ürün çiftliklerde üretilmesin. Nasılsa, ürettiğimizi kendimiz yememiz gerekmiyor. Kısaca, Koholi (salyangoz) işletmeciliği için vadimiz iyi bir kuruluş yeri olarak değerlendirilebilir.

Ülkemiz, Bölgemiz ve Vadimiz girişimcilerine duyurulur…

Nizamettin BİBER
Uzman İnşaat Mühendisi

Monday, January 7

Zımbalı Tırnaklar

zımba oje
   Ayakkabılarda ve kıyafetlerde sıkça karşımıza çıkan ve sezonun en dikkat çekici trendlerinden olan zımbalar tırnaklardaki uygulamalarıyla da uzunca bir süre daha gündemdeki yerlerini koruyacak gibi duruyorlar.  
Aseton Kullanmadan Çıkabilen Oje

Arda Kural şizofren değilmiş!

Arda Kural
Güzel yüzlü, yetenekli genç (32) bir oyuncu Arda Kural milyonlarca genç kızın kalbinde taht kurdu. Hayranlarını 26 Aralık günü çok üzdü! Her şey, Kural'ın yakın bir arkadaşının, onu tanıyanlara attığı şu SMS'le ortaya çıktı: "Arda Kural, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne yatmıştır. Onun için manevi desteğinizi ve dualarınızı eksik etmeyin!" demesi üzerine ortalık birbirine girdi.   


Kural'ın bir süre önce bunalıma girdiği öğrenildi. Ünlü oyuncunun, son olarak maden ocağından çıkardığını iddia ettiği taşları bir kuyumcuya satmaya çalıştığı iddia edildi. Ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde tedavi altına alınan ünlü oyuncuya, şizofreni başlangıcı teşhisi konduğu söylentileri manşetlerde yerini buldu. Bunun gerçek olup olmadığını beklemek istedim. Nihayet rapor şizofren olmadığı yönünde bildirilince ben de bilgileri sizlerle paylaşmak istedim. Şizofren olduğu iddia edilen Arda Kural, yapılan tahliller sonucunda şizofren olmadığı, psiko-nevroz döneminde olduğu anlaşıldı. Arda kural K2 koğuşunda yatmaktadır. K2 koğuşu: Akıl hastalığı bulunan tutukluların cezalarını çektiği ve aynı zamanda tedavi gördüğü kapalı tür cezaevi. Yüksek duvarlar ve geniş güvenlik önlemleri ile korunan bu cezaevlerinde azılı katillerin de bulunduğu onlarca tutuklu bulunuyor. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi içerisinde de bu tip mahkumların kaldığı bir K2 koğuşu mevcut. Arda Kural’ın da burada yattığı öğrenildi.

Hollywood yıldızı Leonardo Di Caprio’ya benzerliğiyle ‘’yerli Leonardo’’adını aldı genç oyuncu.‘’ Emret Komutanım!’’ dizisiyle şöhretini ikiye katladı. Bunalıma giren oyuncunun, son olarak maden ocağından çıkardığını iddia ettiği taşları, bir kuyumcuya satmaya çalışınca polis tarafından tutuklandığı bildirildi.

Arda Kural

Kocaeli Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nü bitirdikten sonra oyunculuğa yönelen ve “Lise Defteri”, “Emret Komutanım” gibi dizilerde rol alan ‘Yerli Leonardo’ lakaplı oyuncu Kural’ın 3 yıl önce depresyona girdiği öğrenildi. Kural'ın annesi Arda'nın rahatsızlığı için yapımcı Faik Akıncı'yı suçlarken, Akıncı da Arda'nın annesine çok düşkün olduğunu, annesini kimseyle paylaşamadığını ve bu nedenle rahatsızlandığını dile getirdi.

26 Aralık tarihinde Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne yatırılan Kural için hastaneden bir yetkili “Evet, Arda Kural 5 gündür burada ve K2 servisimizde tedavi görüyor” açıklamasında bulundu, böylece de haberin doğruluğu açıklığa kavuştu. Geçtiğimiz günlerde konuya ilişkin konuşan Kural’ın annesi Gülnur Kural ise yapımcı Faik Akıncı’ya hedef alan sözler söyleyerek “Arda en son Kubilay filminde oynamıştı. Yapımcısından aşağı yukarı 22 bin dolar alacağı vardı ancak alamadı. Yapımcıyla yönetmenle çok büyük bir münakaşalara girdi.” demişti. Arda Kural’ın annesi Gülnur Kural: “Deniz kenarından topladığı çakıl taşlarına kafayı fena taktı, kuyumculara bile gösterdi. Kendi isteğiyle hastaneye yattı. Ziyaret ettiğimde bana yine taşlardan söz etti.” İsterseniz gelin annesinin ağzından basına aktardıklarına bir bakalım, Arda en son Kubilay filminde oynamıştı. Yapımcısından aşağı yukarı 22 bin dolar alacağı vardı ancak alamadı. Yapımcıyla yönetmenle çok büyük bir münakaşalara girdi. Oğlumun hayatında her şey üst üste geldi. Ortaköy’deki evini boşaltıp benim Büyükçekmece’deki evime taşındı. Arda’daki değişim 4 yıl önce başladı. Melek gibi oğlum gitti, sinirli, agresif bir insan geldi. Son filminden parasını da alamayınca daha da sinirli oldu. Hatta bir keresinde kardeşinin üzerine yürüdü ki bize çok düşkündür. O zaman ‘Hadi oğlum gel seni doktora götürelim’ dedim. Ama oğlum hastalığını kabul etmedi. Hatta bana “Sen hastasın anneciğim, sen şizofrensin’ dedi. 2-3 yıl önce de tamamen içine kapandı. Çok az konuşuyordu. Çok güzel iş teklifleri geliyordu ama kabul etmiyordu. Her şeyden kaçmaya başladı. Hastaneye yatırmak istedik, yine kabul etmedi. Son günlerde ise olmayan şeyleri oldu gibi göstermeye başladı. ‘Oğlum hayal mi kuruyorsun’ dediğimde “Hayır anne bunlar beynimden geçenler” diyordu. Sürekli ‘Bana kazık attılar, bunları mahvedeceğim’ diyordu. İlerleyen zamanlarda “Ben altın arayacağım, madenci olacağım” gibi şeyler söylemeye başladı. Son zamanlarda sahile inip, taş topluyordu. Evimiz Büyükçekmece’de, sahil kenarında. Hava almak için sahile inip, elinde taşlarla geliyordu. Taşların en güzellerini toplayıp, eve getirip bana “Anne bunlar altın olabilir mi?” diye soruyordu. Ben de ona ‘Oğlum bunlar taş, denizin dibinde altın olmaz’ diyordum. Oğlum ikna yeteneği çok yüksek bir çocuk. O taşların değerli olduğuna kendini öylesine inandırmış ki kimseye kulak asmıyordu. Hatta evimizin orada tanıdık kuyumculara taşları götürüp “Abi bunlar değerli olabilir mi” diye sormuş. Onlar da ‘Hayır Ardacığım, onlar taş’ diye karşılık vermiş. Geçen gün ziyaretine gittim. Sarıldı bana, konuştuk. İlk önce çok aklı başında, mantıklı konuştu. Aradan yarım saat geçti ki yine bana ‘Anne ben de taşlar var. Onları benim için saklar mısın’ dedi. Bildiğiniz çakıl taşlarından bahsediyor. Oğlum bir dönem alkol kullanıyordu ama 1 yıl önce bırakmıştı. Uyuşturucu testi de yaptılar, tahlilleri temiz çıktı. Hastaneye kendi isteğiyle yattı. Ömer diye çok samimi bir arkadaşı vardı o da çok uğraştı yatırmak için. Kız arkadaşları da Arda’daki değişimin farkındaydı. Onlar da bana ‘Arda’ya ne oldu’ dediler. Ama şunu söylemeliyim; Arda’ya şizofren teşhisi konulmadı. Doktoru bana psiko-nevroz dönemi dedi. İnşallah 2-3 aylık tedavi sonrası oğlum eski sağlığına kavuşacak dedi.

Kanaltürk’te yayınlanan “2.Sayfa” programına konuk olan yapımcı Faik Ahmet Akıncı; Arda Kural hakkında çarpıcı açıklamalarda bulunurken; Gülnur Kural’ın iddialarına da yanıt verdi. Aynı şekilde yapımcı Akıncı da açıklama yapmak zorunluluğu hissedip, kendini savunmak için:"Çekimler sırasında Arda birden kayboldu. Arda Kural'ı 3 ay sonra Çerkezköy'de bir pansiyonda içki şişelerinin arasında bulduk. Çök kötü dayak yemişti, yüzü göze dağılmıştı. Arda Kural'ı bu hale annesine olan aşırı düşkünlüğü getirdi. Annesini kimseyle paylaşamazdı. Annesinin başkasıyla evlenmesinden korkardı." Oyuncunun asla içki kullanmadığını da sözlerine ekleyen Faik Ahmet Akıncı, "Arda Kubilay filminde Ankara'da tek duble bile içki içmedi. Arda, Beypazarı'nda herkes bilir imamla beraber cami açar, namaz kılardı. Mesela ben ne zaman camiye gitsem Arda'da mutlaka camideydi. Arda'nın yaşadıkları bizimle ilgili bir sorun değildi. Arda'nın o dönem ekonomik bir sıkıntısı yoktu" diye konuştu.

Şimdi dedikoduyu bırakalım da bakalım Arda Kural kimmiş; Liseyi Yalova Endüstri Meslek Lisesi'nde okudu. Kocaeli Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü'nü bitirdi.2 yıl dramaturji ve sinema eleştirmenliği eğitimi aldı. Bu tiyatroda ve daha sonra kurduğu Siyah Oyuncular Tiyatrosu'nda kendi yazdığı Belirtisiz Nesneler, Ben Değil Kendim, Dokuz Köyden Kovulmak, Siyah Mizah ve Aşk gibi oyunlarda rol aldı. Kral TV’de VJ’lik yaptı. İlk olarak 1999’da Eyvah Kızım Büyüdü dizisinde Altay rolüyle kamera karşısına geçti ve bu dizide Leonardo Di Caprio'ya olan benzerliğiyle tanındı.
İkinci çıkışı ise 2003’te Lise Defteri dizisindeki Ediz rolüyle oldu. Son olarak, 2005'te Emret Komutanım dizisindeki Posta Ferit rolü ile geniş beğeni topladı. Verdiği röportajlarda Leonardo Di Caprio'ya benzerliğiyle tanınmasından rahatsız olduğunu belirten Kural, işinde en iyisi olmak istediğini ve canlandırmak istediği karakter'in Truva filmindeki Aşil karakteri olduğunu belirtti.

Hastalığı hakkında bilgilenelim diye eklemek zorunda olduğumu hissederek yazıma devam edeyim. Psiko-nevroz, şizofreniye göre hafif derecede olan akıl hastalıklarından birisidir. Eldeki teşhis imkanlarıyla gerek histoloji (doku ve hücreleri inceleyen bilim dalı), gerekse anatomi (insan vücudunun şekil ve yapısını dış görünüşü itibariyle inceleyen bilim dalı) alanında ilgili dokularda herhangi bir değişiklik tespit edilememesine rağmen, kendini açığa vuran fonksiyon bozukluklarıdır. Sinir sisteminde organik bir bozukluk olmadığı halde, ortaya çıkan psikolojik rahatsızlıktır. Gerçekle bağlantısı kopmayan, fakat kaygı düzeyi yüksek olan, insan münasebetlerinde çatışma eğilimleri ile ortaya çıkan ruhi rahatsızlık halidir. Fonksiyonel veya psikojen faktörlerin hakim olduğu, psiko-terapi veya psiko terapoytik destekle genelde kolay iyileştirilebilen küçük çapta davranış bozukluklarıdır. Türleri: 1.) Nevrasteni: Sinir bitkinliği, yorgunluk, halsizlik, uykusuzluk, kas ağrıları, mide şişkinliği, mide ağrısı ve kalp çarpıntıları gibi değişik emareleri olan bir ruh hastalığıdır. 2.) Histeri. 3.) Psikasteni: İrade kusuru ve endişeden dolayı ortaya çıkan bir hastalık. Çeşitleri: Obsesyon (Saplantı); Fobi; Mani.

Şizofreni; insanımızı ürküten, korkutan psikiyatrik bir hastalık. Bu arada üniversite yıllarımda böyle bir arkadaşım olmuştu, bu yüzden de bu hastalığın ne olduğunu bilirim. Çok da yetenekli bir gençti, artık konuya dönsem iyi olur. Kişinin düşüncelerini, hareketlerini, duygularını ve duygu ifadelerini bozan, başkalarıyla ilişkilerini ciddi şekilde zora sokan beyinden kaynaklanan rahatsızlıktır. Psikiyatri uzmanları tespit ve tedavi eder. Şizofreni hastaları, rahatsızlanmadan önceki hallerinde genellikle sessiz, arkadaşsız, yalnız ve genelde tuhaf kişiler olarak tanımlanırlar. İlk atak 18-25 yaş civarında, ciddi bir psikolojik stresle başlayabilir. Zekayla ilgili genelde ciddi sorunlar olmasa da bazı vakalarda düşünme ve soyutlama yeteneğinde zayıflama görülür. Hezeyanlar başlar, kişi dini, kültürü ve eğitimi ile ilişkili olarak normal kabul edilmeyecek düşüncelere inanır. Üstelik bu düşünceleri akıl ve gerçek delillerle çürüttüğünüz halde, inanmaya devam eder. Cam bardağın aslında çok değerli bir elmas olduğunu iddia etmek gibi gerçek dışı şeylere inanır. Halüsinasyonlar gelişir. Ağlayacağı yerde güler, güleceği yerde ağlar. Kendisini bile tanıyamaz. Heyecan, sıkıntı, kuşku, şüphecilik, hayattan zevk alamama, ilgisizlik, kayıtsızlık, dış görünüşte kendisini iyice bırakma halleri, bakımsızlık gibi durumlar artar. İnsanlardan kaçma, kendisini yalnızlığa itme, ilerleyen durumlarda kimseyle konuşmamanın yanında anlamsız kelimelerle anlamsız cümleler kurma; sürekli düşünce değiştirme, yavaş hareket etme, karar verme yetisini kaybetme, daireler çizer gibi hep aynı davranışlar etrafında yaşayıp durma temizliğin yerini belirgin bir pislik alışkanlığının alması, dengesiz davranışlar da görülebilir. Umarım Arda Kural’ın hastalığı gerçektende şizofreni değildir.

Dünyada çok ünlü şizofrenler var. Belki filmini seyretmişsinizdir ‘’ Akıl Oyunları’’ bu filme konu olan Nobel ödüllü matematikçi John Nash’dir. Nash, bir şizofrendir.Neyse Arda Kural tedavisini tamamlayıp aramıza geri döndüğünde umarım tekrar çok iyi bir çıkış yapar ve sevenlerine her şeyi unutturur. Arda Kural’a acil şifalar diliyorum!

Hayatta sağlığınızı kaybetmemeniz dileği ile…

Migrene Bitkisel Ne İyi Gelir ?

Migren; Ataklar halinde baş ağrısı nöbetlerine verilen isimdir. bu bazen 1 saat bazende günler sürebilmektedir. Sizin için genel olarak...