Reklam

Friday, August 31

Nasa'nın gençlik iksiri!

Astronotların uzaydaki radyasyondan korunması için geliştirilen "uzay içeceğinin" kırışık giderdiği ve 4 ay içinde yaşlanma belirtilerini tersine çevirebildiği ortaya çıktı.

AS10 kokteyl
AS10
Daily Mail gazetesinin haberine göre, Utah Üniversitesi'nden yapılan araştırmada, "AS10" adı verilen kokteylin, kırışıklıkları, lekeleri ve güneş yanıklarını 4 ay içinde giderebildiği tespit edildi.

Bilimadamları, araştırmalarının başında 180 deneğin yüzlerinin çeşitli ışık oranlarında fotoğraflarını çektiler.

Araştırmacılar, her gün iki ölçek AS10 kokteyli verdikleri deneklerinin 4 ay sonra tekrar fotoğraflarını çektiklerinde, morötesi (UV) noktalarının yüzde 30 ve kırışıklıkların da yüzde 17 azaldığını gördüler.

AS10, astronotları, Dünya'nın atmosferinin dışındaki yüksek radyasyonun kötü etkilerinden korumak amacıyla ek gıda olarak geliştirildi.

Nature's Perfect Blend
Nature's Perfect Blend
Kakao bitkisi ailesinden Brezilya'ya özgü "kupuaku" bitkisi ile akai, aserola, frenk inciri ile bir tür böğürtlen meyvelerinin karışımı olan kokteylde, üzüm, yeşil çay, nar ve çeşitli sebzeler de bulunuyor.

Hepsi çeşitli vitaminler içeren bu egzotik meyveler, insanları radyasyonun zararlı etkilerinden de koruyor.

Yaklaşık 700 grama denk gelen 25 ölçeklik AS10 kokteyli 50 dolara satılıyor.

Thursday, August 30

Güzellik Yalanları

Konu güzellik olunca her kafadan bir ses çıkıyor ama bildiklerinizin ne kadarı doğru, en kadarı yanlış? Her duyduğunuza inanmayın!

Saçları günde 100 kere fırçalamak, onları daha sağlıklı ve parlak yapar!
  
Yanlış!

Saçlar, düzenli tarandıklarında daha sağlıklı olacaklar diye bir kural söz konusu olmadığı gibi, düşük kaliteli fırçalar saç uçlarının kırılmasına neden olabilir. Bu yüzden saçlarınızı gün içinde gereksiz yere çok fazla taramayın.

Öneri: Fırçalama esnasında saç derinize parmak uçlarınızla hafif bir masaj yaparsanız, kan dolaşımınız hızlanır ve saçlarınız daha çok beslenir.


Karbonat dişleri beyazlatır!  

Doğru!          

Evet, karbonat sadece harika kekler yapmakta kullanılmaz, aynı zamanda ışıltılı bir gülümseme de sağlar. Çünkü karbonat, diş üzerindeki renk değişikliğini ve diş tortusunu ortadan kaldırır. Bunun için diş fırçasına biraz karbonat serpip dişlerinizi kısa bir süre fırçalayın ve ardından ağzınızı hemen çalkalayın.

Dikkat: Dişleri karbonat ile sık aralıklarla fırçalamak, diş minesini incelteceğinden, bu işlemi haftada bir yapmak uygun olabilir.


Çay, göz şişkinliklerini hemen indirir! 

Doğru!              

Yorgun gözler için rahatlatıcı bir çay tedavisi gerçekten de kendinizi harika hissetmenize yardımcı olur. Çünkü çayın dinlendirici ve şişkinlik giderici bir etkisi vardır.

Uygulama: İki demlik çay poşetinin üzerine sıcak su dökün, kısaca demlenmesini bekleyin ve soğuduktan sonra beşdakikalığına gözlerinizin üzerine koyun. Gözlerinizdeki şişkinliğin hemen indiğini görebilirsiniz.





Vücudumuzdaki tüylerin jiletle alınması, onların daha gür çıkmalarına neden olur! 

Yanlış!              

Bu durum ne vücuttaki tüylerimiz ne de saçlarımız için geçerli olmayan bir masal. Kimi zaman tıraşlanmış tüyler çıkarken ele daha gür gibi gelir ama bunun nedeni, jiletle alınmış tüylerin uçlarının, jiletle kesilmemiş tüylerdeki gibi sivri değil, kesik olmasıdır. Bir süre uzadıktan sonra bu sertlik de ortadan kalkar.

Öneri: Tüylerinizi jiletle aldıktan sonra, o bölgeye nemlendirici bir krem sürerseniz, cildinizin kurumasını ve kaşınmasını önleyebilirsiniz.


Limon suyu saçların rengini açar! 

Doğru!               

Evet; sarı saçlarınızın rengini, limon ve güneş ışınlarıyla daha da sarartabilirsiniz. Biraz su karıştırdığınız limon suyunu saçınıza sürüp güneşe oturursanız saçlarınızın rengi kısa sürede açılır. Çünkü limon suyu saçın üst katmanını ayırır, güneş ışınları da saçın iç kısmına girip buradaki renk hücrelerini değiştirir. Böylece, saçlarınız daha da sararır.

Dikkat: Bu işlemi fazla sık yapmamalısınız. Çünkü limonun içindeki asit, saçınızın saçaklı ve mat görünmesine neden olabilir. Ancak bu işlem sadece doğal sarışınlarda işe yarar.

Papatya Suyu ile Saç Rengini Açma

Limon Suyu ve Papatya Çayı ile Saç Rengini Açma

Diş macunu uçuk ve sivilcelere iyi gelir! 

Yanlış!              

Kimi zaman küçük bir parça diş macununun sivilceyi, hatta uçuğu bile iyileştirdiği söylenir. Bu beyaz macunun kurutucu özelliği olmasına rağmen içerdiği “flüorid” madde, cildi tahriş edebilir hatta enfeksiyonlara bile neden olabilir.

Önemli: Uçuk ve sivilceler için geliştirilmiş özel ürünleri tercih etmelisiniz.


Selülite karşı kahve için! 

Doğru! Ama Dikkat!        

Kahve, iki tarafı keskin bir bıçağa benzer: Bu hoş içecekten fazla içtiğiniz takdirde cildinizin portakal kabuğu görünümünü arttırabilirsiniz. Öte yandan birçok anti- selülit kreminin bileşenlerinden biri olan kahve, zehirli maddeleri vücudumuzun problemli alanlarından atar ve böylelikle bu can sıkıcı görünümden de kurtulmamızı sağlar.

Dikkat: Uzmanlar, günde 2 fincan kahveden fazlasının selülite neden olabileceğini söylüyorlar.

Wednesday, August 29

Bade İşçil’in güzellik sırları


Bade İşçil, güzelliğiyle olduğu kadar sağlıklı yaşama gösterdiği özenle de dikkat çekiyor. İşçil, sağlıklı yaşam sırlarını ve hakkında merak edilenleri Formsante’ye anlatıyor:
*Spor yapmaya vakit bulabiliyor musunuz?
- Eskisi kadar fırsat bulamıyorum ama her zaman yürümeyi tercih ederek bu açığı kapatmaya çalışıyorum. Son aylarda dizi setinin yoğunluğu sebebiyle uzun yürüyüşler için çok fazla vaktim olamadı ne yazık ki. Bu nedenle yaz aylarını yürüyüş, pilates ve yüzmeye ayıracağım.

Bade İşçil

* En çok hangi sporu yapıyorsunuz?
- Yürüyorum, bir de yüzüyorum. Bu sporlar vücudun formunu bozmadan çalıştıran, kalp sağlığı ve fiziksel sağlık için çok etkili olan sporlar.
*Pilatesi düzenli olarak mı yapıyorsunuz?
- Pilatesi çoğu kişi bilinçsiz şekilde yapıyor. Ancak bilinçsiz yapıldığında sakatlanma riski taşıyan bir spor bu. Kasları inceltmeye ve uzatmaya yarıyor. Pilatesin eğitmenle birlikte yapılması gerekiyor. Çünkü yanlış bir şekilde çalıştırılan beden mutlaka bir noktada savunma gösteriyor ve bu dirençle birlikte sakatlanma söz konusu olabiliyor.
* Spora ara verdiğinizde vücudunuzda ne tür değişiklikler oluyor?
- Sürekli spor yapan biriyim. Dizi çekimlerinden dolayı spor yapamadığımda ise vücudumda deformasyon olabiliyor. Çünkü gıdadan kesen bir yapım yok. Sağlıklı beslenmeye çalışıyorum ama yoğun olduğum zaman kalori yakmak için hareket etmezsem vücudum biraz yumuşayabiliyor.
*Yaz aylarında nasıl besleniyorsunuz?
- Kendimi aç bırakmadan, daha sağlıklı ve hafif şeyler yiyerek besleniyorum. Kızartma türü yiyecekleri çok fazla yemiyorum, meyveleri çok seviyorum. Süt ürünlerini de çok tüketiyorum. Aslında yaz aylarında daha çok kahvaltı tarzı besleniyorum diyebilirim. İçecek olarak tek tercihim su oluyor. Meyve suyunu da taze sıkılmış olarak içiyorum. 
* Et mi sebze mi? 
- Ben galiba biraz vejetaryene yakın besleniyorum. Damak tadım sebzeye daha yatkın. Ev yemeklerini de çok seviyorum. 
* Yemek yapar mısınız? 
- Yaparım. En güzel yaptığım yemeğin zeytinyağlı yaprak sarma olduğunu söylerler.
* Zararlı şeyler tükettiğiniz olmuyor mu?
- Zararlı olarak en çok patates kızartması yiyorum, çünkü çok seviyorum. Patates, şeker bazlı ve glisemik indeksi yüksek bir besin. Dolayısıyla az tüketmem lazım, ben de kızartma yerine fırında ya da özel bir fritözle yağsız tüketerek bu zararı azaltmaya çalışıyorum.

GÜZEL GÖRÜNMEYİ SEVİYORUM AMA ÇOK DA ÖZENMİYORUM 

*Yaz aylarında cildinizi korumak için özel bakımlar yapıyor musunuz? 
- Cildimi korumak için yaz-kış nemlendirici ve koruyucu kremler kullanıyorum. Makyaj altına da baz olarak bu koruyucu kremleri uyguluyorum. Güneşlenmeyi çok seviyorum. Ama cilde uzun vadede çok büyük hasarlar veriyor. Bugün cilt kanseri 30’lu yaşlara kadar düşmüş durumda. Koruyucu kullanarak korunmaya çalışıyorum. Bir de kese yaptırıyorum. Eğer hamama gidemiyorsam evde kendim de kese yapıyorum. Cildi taze ve diri tutuyor.
*Saçınız için düzenli olarak neler yapıyorsunuz? 
- Şampuanlarımı zaman zaman değiştiriyorum. Ayrıca saçlarıma sarı saçlar için özel olan bir seri kullanıyorum. Artık röfle yaptırmıyorum. Röfle olunca saçlarım özel bir bakım istiyor. Saç doğal olduğunda daha sağlıklı oluyor. Şampuan ve saç kremini ayrı ayrı kullanıyorum. Güzel görünmeyi, bakımlı olmayı seviyorum ama çok da özendiğimi söyleyemem. Benim için temiz olmak önemli. 
*Makyaj yapmayı seviyor musunuz? 
- Gündelik hayatımda çok fazla makyaj yapmıyorum. Yaz aylarında makyaj yapmayı sevmiyorum ama kirpiklerim sarı olduğu için kuaförümde organik boya ile kaşımı, kirpiğimi boyatıyorum. 
*Sağlığınızı korumak için neler yapıyorsunuz? 
- Sağlıklı besleniyorum. Sporu ve suyu hayatımdan eksik etmiyorum. Gözlerim hassas olduğu için doktorumun tavsiye ettiği özel bir güneş gözlüğüm var, onu yaz kış kullanıyorum. Gece ve gündüz takılabilen, tamamen retinayı koruyan bir gözlük. Çünkü set ortamında çok fazla ışığa maruz kalıyoruz. Bu gözlüğün camı ışığı kırıyor ve retinanın yanmasını engelliyor. Sadece dışarıda değil, evde televizyon izlerken de takabiliyorum. Bana emanet edilen bir beden var ve ben de ona iyi bakmaya çalışıyorum. Tabii ki benim de hatalarım oluyor. Ama çoğunlukla sağlıklı olan şeyleri seçmeye çalışıyorum. 
* Diyet yaptığınız oluyor mu? 
- Diyet yapabilecek biri değilim. Çabuk kilo alıp zor veriyorum. Bu nedenle çok dengeli besleniyorum. Yine de çikolata gibi abur cubura izin verdiğim de oluyor.

Thursday, August 23

Yüzde yüz doğal bir oda parfümüne ne dersiniz?

Yüzde yüz doğal bir oda parfümüne ne dersiniz?

oda parfümü


Bir avuç karanfil tanesi ve/veya tarçın çubuğunu ufak bir cezve suda kaynatabilir veya bir fırın kağıdına bir iki çay kaşığı toz tarçın koyup fırın kapağını açık bırakarak 110 derecede ısıtabilirsiniz. Her ikisi için de yarım saatte evinizin doğal ve mis gibi kokması için yeterli olacaktır.

Balık Kokusunu Evden Çıkarmak İçin: 

Bir tencere su içinde sirke veya limon suyu, defne yaprağı, tarçın çubuğu ve karanfil kaynatılır.
Bir cezve içinde sadece 2 çorba kaşığı sirke kaynatmayı da deneyebilirsiniz.

Thursday, August 16

Ağız sağlığınız için en iyi öneri: Misvak

Misvak
Misvak
Diş macunları bazik olduğundan ağız içi dengeyi bozar. Misvakta ise yüksek konsantrasyonlarda asit veya bazik tabiatta maddeler yoktur.     

Diş macunları ileri derecede bazik olduğundan ağız içi dengeyi bozar. Ancak bu doğal fırçanın (misvak) aktif kısmı haftada bir değiştirilerek yeni bir fırça kullanma avantajını sağlar. Misvakta ise yüksek konsantrasyonlarda asit veya bazik tabiatta maddeler yoktur. Antiseptik (Mikrop kırıcı) özelliği vardır.

Ege Üniversitesinde yapılan bir araştırmada liflerinde baklava dilimi şeklinde anizotrop basit prizmatik bitki kristallerinin olduğu anlaşılmıştır. Bunun ise mekanik temizliğe tesiri büyüktür.

Her şeyden önce iyi bir antiseptiktir.
Ağız kokusunu giderir.
Ağzı tatlandırır.
Diş çürümelerini önler.
Diş etlerini güçlendirir, ağızda kireçlenmeyi ve dişeti çekilmelerini önler.
Kokusu tükrük salgısını artırdığından dişetlerinin kurumasını önler.
Sürekli kullanımda diş eti kanamalarını bitirir.
Balgamı bertaraf eder.
Ağız kuruluğunu önleyerek akıcı konuşmayı sağlar.
Hazmı kolaylaştırır.
misvağın faydaları
Misvak yağı eklem ağrılarına karşı faydalıdır.        
Misvak tohumu mide kuvvetlendiricidir.
Sürekli kullanımda hem sesi hem de cildi güzelleştirme özelliği vardır.
Misvak dişlere olduğu kadar ihtiva ettiği kimyevi maddeler dolayısıyla gözler için de faydalı bir ağaçtır.
Toz haline getirilmiş köklerinden macun yapılır. Kökleri kaynatılıp içilirse gonoreyi (bel soğukluğunu) önler. Dalak bölgesi ağrıları için çorba kıvamında içmek gerekir.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) uykudan ve namazdan önce muhakkak misvak kullanmış ve bunu ümmetine de tavsiye etmiştir.

Misvak yapılan ağaçların en sağlıklısı “Erak” ağacı vb.’dir. Bilinmeyen bir ağaçtan misvak yapmamak gerekir. Zîrâ bazen zehirle­yici olabilir. Misvak kullanmakta kararlı ve ısrarlı olmak gerekir.
Kullanılan misvakların en iyisi gül suyuyla ıslatılanıdır. En faydalı olanlarından biri de badem kökleridir.

Nasıl Kullanılmalıdır?

Bir karış uzunluğundaki misvağın bir ucunu ilk kullanımdan önce yumuşaması için suda bekletin. Yumuşattığınız ucun alttan 2-3 santimlik kısmının dışındaki sert tabakayı bıçakla kazıyın. İç kısımdaki lifler yumuşamaya başlamış olacak. Yumuşamadıysa dişleriniz arasında ezerek yumuşatın. Lif lif ayrılmış bir fırçanız olacak.Her kullanımdan önce misvağı hafifçe dişinizle ezerek yumuşatın. Suya sokmadan, dişlerinize sürterek kullanın. İçinden gelen öz hem dişlerinizi beyazlatacak, hem de ağız kokusunu önleyecek.
Kullandıktan sonra yıkayıp ucu yukarıda kalacak şekilde dik olarak saklayın. Kullandığınız uç kısımdaki lifler “doğal olarak” eskiyip koptukça bu kısmı tamamen kesin. Kalem açar gibi aşağından 2-3 santimlik kısmı dıştan kazıyın. Liflerini ağzınızla çiğneyin, yepyeni bir fırçanız olsun.
Misvağın uzunluğu bir karış, kalınlığı bir parmak kadar olmalı. Misvağı tutuş şeklimiz ise sağ elimizin baş ve küçük parmağımız misvağın altında diğer üç parmağımız üzerinde olacak şekilde olmalıdır. Misvağı kullanırken fazla baskı yapmadan enine doğru kullanmalıdır.Misvak bulamadığımız zaman suni diş fırçalarının yumuşak olanlarını tercih ediniz. Zira sert fırçaların dişlerimiz ve diş etlerini tahriş ettiği otoritelerce defalarca tekrarlanmaktadır. Macun kullanımı ise en fazla nohut büyüklüğünde olmalıdır. Çünkü diş macunları ileri derecede bazik olduğundan ağız içi dengeyi bozar.

misvak nasıl kullanılır

Ağız kokusuna bitkisel çözümler

Ağız kokusu devamlı bir hâl almışsa bunun nedeni genellikle diş ve ağız bakımına itina göstermemek, fazla hayvansal gıda yemek, sinüzit, solunum yolu hastalıkları ve ateştir.
Bunun yanı sıra mideniz yeterince asit salgılamıyorsa veya çok proteinli yemeklerden sonra hemen meyve yerseniz, yediğiniz meyveler midenizde mayalanabilir ve meydana gelen gazlar nefes ve dolayısıyla ağız kokusuna sebep olabilir.

Çantanızda kuru karanfil olsun

Her şeyden önce ilke olarak bolca yeşil yapraklı sebzelerden düzenli olarak yemeniz gerektiğini unutmamalısınız. Hazımsızlık veya mide gazından yakınmalarınız varsa mideniz yeterince asit üretmiyor demektir. Sindirim sisteminizi normal düzeninde çalıştırmak için et, balık veya yumurtalı yemeklere sirke koyun. Elma sirkesinde normal mide asidi kuvvetinde asetik asit bulunuyor. Yarım litre ılık suya elma sirkesinden iki çay kaşığı koyup karıştırın. Her gün bu karışımla gargara yapmak her durumda olmasa bile çoğu durumda ağız kokusunun giderilmesine yardımcı olur.
Ağız kokusundan şikâyetçiyseniz yanınızda küçük bir kutu içinde kakule veya kuru karanfil taşıyın ve sakız çiğner gibi bunları çiğneyin.
Her gün düzenli olarak ekinezya çayı ile ağzınızı çalkalamak ağız kokusu yapan diş eti enfeksiyonlarının tedavisinde faydalıdır. Bunun için iki çay kaşığı ekinezya kökünü bir çay bardağı suya koyun. Ağzını kapatarak on dakika kadar ağır ateşte kaynatın ve soğuduktan sonra kullanabilirsiniz.
Eğer sarımsak yediyseniz ve kokudan rahatsız olacağınız bir ortamda bulunacaksanız şunu unutmamalısınız; sarımsaktaki kimyasal maddeler sindirim esnasında kana karışır ve sonra nefesle dışarı çıkar. Bunu önlemek için sarımsak yedikten sonra duş alın, ardından bir bardak suya koyacağınız üç damla nane yağı ile gargara yapın ve maydanoz yaprağı ile karanfil çiğneyin.

Diş eti çekilmesi

Diş eti çekilmesi

Diş‘ler düzgün bir şekilde temizlenmediği zaman, yüzeyde ve diş aralarında biriken yiyecek artıkları bakteri üretirler. Bakteri plağı denilen bu birikintiler, diş çürükleri ve diş eti iltihaplarının baş sorumlusu olup, zamanla tükürüğün çökelmesi sonucu diş taşlarını oluştururlar.
diş eti çekilmesi
Bu oluşan diş taşları dişin altındaki kemikte kendisine yer oluşturur ve sonuç olarak diş eti çekilmesi meydana gelir.        

Diş etlerinin çekilmesine neden olan diğer önemli faktörler :

* Hatalı Diş Fırçalama : Dişetlerinin fırçalama ile diş köküne doğru itilmesi ya da fazla baskıyla fırçalanması ve diş eti kanaması
* Diş Sıkmak : Diş ve diş eti arasındaki kuvvetin azalmasına neden olarak, dişeti veya dişleri destekleyen dokunun yıkımına sebep olurlar. Diş etlerindeki çekilmenin bir sebebi de diş sıkmaktır. Mutlaka gece plağı takılarak bu sıkmanın durdurulması gerekir.
* Kötü Yapılmış Köprü ve Dolgular : Dişetine basan ve taşkın yapılmış dolgu, kuron ve köprüler dişetlerinde problem oluşturur.
* Genetik Faktörler : Ağız hijyeni iyi olsa bile bazı genetik faktörlerden dolayı da dişeti çekilmesi görülebilir.
* Hormonal Değişimler : Hamilelik, puberte, menopoz, mensturasyon gibi hormonal değişikliklerin yoğun olduğu dönemlerde ağız hijyeninize ayrıca özen göstermeniz gerekmektedir. Diş etleriniz bu dönemlerde daha hassas olur. Diş eti hastalığına yatkınlık artar.
* Şeker Hastalığı : Diabet hastaları, diş eti enfeksiyonu açısından yüksek risk grubuna girerler. Mutlaka rutin diş eti kontrollerini bir diş eti uzmanına yaptırarak ağız hijyenlerine ayrıca özen göstermelidirler.
* İlaç Kullanımı : Doğum kontrol hapları, anti depresanlar, kalp ilaçları ağız ve diş sağlığınızı etkiler. Bundan dolayı bu ilaçlardan birini kullanıyorsanız diş hekiminizi uyarınız ve ağız temizliğine ayrıca önem veriniz.
* Kötü Beslenme : Vücudun, bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve buna bağlı olarak, diş eti enfeksiyonu da dahil olmak üzere enfeksiyonlarla mücadelesinin zorlaşmasına neden olur
* Sigara : Sigara, ağız içi mukozası ve dişetleri için de çok zararlıdır. Dişetlerinin yumuşamasına ve dişeti hastalıklarının gelişmesine neden olur.
* Stres : Stres, dişeti hastalıklarının da risk faktörlerindendir. Dişeti hastalıkları da dahil olmak üzere stres, vücudun enfeksiyonla mücadelesini zorlaştırmaktadır.

Diş eti çekilmesi kötü görüntü ile birlikte diş eti kanaması hastalığına yol açar. Dişlerine bakmayan insanlarda sıkça görünen ve önemsenmeyen –önemsenmesi gereken- bir rahatsızlıktır.
Peki, Diş eti çekilmesi nasıl önlenir ve nasıl tebirler alabiliriz.
İlk aşama, diş fırçanız. Bu konuda ilk olarak uzmana danışmanızda fayda var. Çünkü farklı tipteki diş fırçaları diş etlerinize yararda bulanacağı gibi zararda da bulunabiliyor. Diş eti kanamasına yol açabiliyor.
İkinci olarak diş macununuz ve özellikleri,
Diş macununuzu alırken arkasında yazan özellikleri mutlaka okuyun. Bazı diş mancunları sadece beyazlatırken bazıları ise dişe bakım yapıyor neredeyse bir doktor gibi. Televizyonda gördüklerine aldanmayın. Kendiniz okuyun. Böylelikle hem daha detaylı bilgi almış olacaksınız hemde dişlerinize daha iyi bakmış olacaksınız.
3, mutlaka bir dişçinize başvurun. Gerekli şekilde ilaçlar yazıp yada, dişlerinizi birikmiş pisliklerden yada tartarlardan temizleyecektir. Bence ilk olarak bunu yaptırmanız maddi durumunuz el veriyor ise. Çünkü temizlenmemiş bir dişler üzerinde kendi tedavinizi uygulamanız çok daha zor olur. Böylece hem dişlerinize daha iyi temizlik yaptırıp daha iyi bakım sağlayabilme olanağınızda var.

Diş eti çekilmesi tedavisi

Diş eti çekilmelerine bağlı olarak açığa çıkan kök yüzeyleri çoğunlukla, kökün en dış tabakası olan sement ile örtülü değildir. Kökün orta tabakası olan dentin dokusu açığa çıkmıştır. Bu dentin dokusu termal, kimyasal ve mekanik uyaranlara karşı çok hassastır. İlaçlarla başarı sağlanamıyorsa ilgili bölge bir dolgu maddesiyle örtülebilir.
Diş eti çekilmelerine bağlı olarak açığa çıkan kök yüzeylerinde çürüklere de rastlanabilir. Bunlar dolgu uygulamaları ile tedavi edilebilirler.
Ciddi sorun yaratan durumlarda (ör: kök yüzeyleri açıkta ve hassasiyet çok fazlaysa) öncelikle ilk aşamadaki tedaviler uygulanır ve gerekliyse cerrahiye geçilir ve yumuşak doku greftleri kullanılabilir.
Dişeti çekilmesi olduğunu düşündüğünüzde en kısa zamanda diş hekimine başvurun. Diş hekiminiz öncelikle bunun nedenini teşhis edecek ve ona göre bir tedavi planlaması yapacaktır.

Ağız Sağlığınız için en iyi öneri : Misvak

Ünlüler’in garip güzellik sırları


Kuş kakası süren de var, selobantla makyajını temizleyen de 

Japonya seyahatinde yerel halkın cildine sürdüğü kuş dışkılı karışımı uygulayan Beckham, cildi güzelleşince bunun bağımlısı oldu. Milliyet gazetesinin haberine göre; New York’taki güzellik salonlarında da uygulanmaya başlanan yöntemin 160 euro (345 TL) tutarında olduğu dile getirildi. Kuş dışkısında bulunan “guanine” adlı maddenin incilerin içerisinde de bulunduğu belirtilirken dışkının bu sayede cildi canlandırdığı ve ferahlık kazandırdığı söylendi. Beckham’ın gece kullanmak için içinde kuş dışkısı bulunan bir kremi de satın aldığı söylenirken yöntemi güzellik salonlarında deneyenler çok memnun kaldıklarını dile getiriyorlar. 

Angelina Jolie doğumlarından sonra vücudundaki çatlakları ve izleri yok etmek için havyar kullanmış.

Model Cindy Crawford cildine bir sprey kutusuna koyduğu sütü püskürtüyor.

Catherine Zeta Jones daha beyaz dişlere sahip olmak için dişlerini çilek püresiyle ovalıyormuş.

Aktris Debra Messing içinde yılan zehri olan bir krem kullanıyor. Zehir kırışıklıkların düzelmesine yardımcı oluyormuş. Bunu botoksun bir alt versiyonu olarak da düşünebilirsiniz.

Demi Moore’un en sevdiği detoks aracı ise sülüklermiş.

Eva Longoria bebek cildi gibi yumuşak bir cilde kavuşmak için içinde plasenta bulunduran kremler kullanıyormuş. Bu kremleri kullanan diğer ünlüler arasında Ketie Holmes de var.

Fergie’nin karın kaslarına hepimiz imreniyoruz. Güzel şarkıcı karın kaslarını rahatlatmak için organik elma sirkesi kullanıyormuş.

Lady Gaga’nın bu listede olması hiçbirinizi şaşırtmadı değil mi? Ünlü şarkıcının bu listeye girmesinin nedeni ise makyaj temizleme yöntemi. Gaga’nın makyözü, yıldızın koyu göz makyajını temizlemek için selobant kullanmış.

Gwyneth Paltrow saçlarının elektriklenmesini engellemek için saçlarını lif kabağından yapılan banyo lifleri ile tarıyormuş.

Halle Berry, vücudundaki kan akışını hızlandırmak ve dolayısı ile daha zinde bir vücut ve düzgün bir cilde kavuşmak için duş jelinin içine öğütülmüş kahve çekirdekleri karıştırıyormuş.

Jennifer Lopez iştahını kesmek için Greyfurt yağı kokluyor.

Jennifer Love Hewitt yüzündeki aknelerden ve kırmızı görüntülerden kurtulmak için yüzüne diş macunu maskesi uyguluyormuş.

Zeytinyağını ne için kullanırsınız? Julia Roberts güzellik için kullanıyormuş. Manikür yaparken ellerine zeytinyağı sürerek ellerinin ve tırnaklarının kurumasını engelliyormuş.

Jessica Simpson bir televizyon programı için balıklarla pedikür denemişti. Şöyle ki, balıklarla dolu bir havuza ayaklarınızı uzatıyorsunuz, balıklar da tırnaklarınızın kenarındaki ölü derileri yiyorlar.

Lily Allen zayıflamak için hipnoterapi kullanıyor.

Mariah Carey dudaklarının daha dolgun görünmesi için nanenin kan dolaşımını hızlandıran etkisinden yararlanıyormuş. Şarkıcı dudak parlatıcısının içine bir iki damla nane yağı damlatıyormuş.

Nicole Kidman imrenilen saç rengini korumak ve saçlarının parlak görünmesini sağlamak için banyodan sonra saçlarını kızılcık suyu ile yıkıyormuş.

Sandra Bullock, göz altlarındaki torbalanmayı ve morarmayı engellemek için hemoroid kremi kullanıyormuş. Güzel yıldızın fotoğraflarına bakılırsa, bu yöntem işe yarıyormuş gibi görünüyor.

Teri Hatcher küvetini kırmızı şarapla doldurup, şarapta yıkanıyormuş. Deneyimli aktris şarabın cildini beslediğine ve yumuşattığına inanıyormuş.

Victoria Beckham cildini mükemmelleştirmek için ne kullanıyor hiç merak ettiniz mi? Cevap veriyoruz, kuş kakası… Evet, ciddiyiz. Beckham cildi için bu eski Uzakdoğu yöntemini tercih ediyormuş.

Ünlülerin kullandığı güzellik maskeleri

Sunday, August 12

Marilyn Monroe Makyajı Nasıl Yapılır?

50’lerin seks sembolü Marilyn Monroe, sahip olduğu kıvrımlı vücuduyla erkeklerin başını döndüren, eşine az rastlanır kadınlardandı. Bunun ilk adımını da kahve tonlarındaki saçlarını peroksitle sararttarak attı.

Marilyn Monroe, güzellik için hormon kremi gibi garip yöntemler kullanırdı. Active pHelityl Cream sürdüğü yüzüne, yüze uygun doğal bir hormon, toz fondöten uyguluyordu. Yüzünün yanlarında ufak şeftali-sarı renkte ufak tüyler vardı,bunları aldırması teklif edildi ancak reddetti.


Asla vazgeçmediği kırmızı ruju ve yüksek topuklu ayakkabılarıyla “dünyanın en seksi kadını” unvanını almayı hak etti. Benzer bir yaklaşımla işte size güzellik önerileri…

• Kaşlarda mükemmel görünümü yakalamak için kaşlarınızın üzerine renkli bir pudra uygulayın. Kaş kalemi kullanarak da kaşlarınıza görsel bir dolgunluk kazandırabilirsiniz.

• Aydınlık bakışlar için göz kapaklarınızda ışıltılı beyaz far tercih edin, uygulamaya kirpik diplerinden kalın bir çizgi oluşturarak başlayabilirsiniz.

• Siyah eyeliner’ı süpürme hareketiyle, her bir gözün dış köşesinden yukarıya doğru sürün. (Bu, gözlere uykudan yeni uyanmış etkisi verecektir.)

• Marilyn Monroe’nun göz makyajını uygulamadaki en büyük sırsa, takma kirpikler olacaktır.

• Efsane yıldızın en belirgin özelliği olan beni, dudağın hemen üstünde, siyah bir göz kalemiyle oluşturduğunuz minik bir noktayla elde edebilirsiniz. Sonrasında da transparan pudrayla “beninizi” sabitlemeyi ihmal etmeyin.

Marilyn Monroe Makyajı Nasıl Yapılır?




İlk kocası Jim Dougherty, Marilyn’in yüzünü her yıkayışında tam 15 kez duruladığını söylemiştir bir keresinde. Seksi yıldız zaman zaman yüzüne vazelin, yüz ve hormon kremleri sürerdi. Makyajsız olduğunda yüzüne doğal nemlendirici olarak lanolin veya zeytinyağı uygulardı. Ara sıra, masörü Ralph Roberts tarafından hazırlanan ve içine bir miktar Chanel No. 5 atılan buzlu banyolar yapardı. 1962’de fotoğrafçı Bert Stern’e daima Nivea Cilt Nemlendirme Losyonu kullandığını söylemişti. 1948’te “Ladies of the Chorus”un çekimlerine başlamadan evvel kozmetik cerrahi uzmanı ortodontist Dr. Walter Taylor hafiften dışarı çıkık olan ön dişlerini düzeltmişti. Ayrıntıları tam olarak bilinmese de, 1950 yılında burnunu ve çenesini düzelttirdiğine dair bir bilgi de kayıtlarda mevcut.

Porselen görünümlü cildini uzun yıllar muhafaza etmeye çalışırken kullandığı en önemli silahın yoğurt ve bal olması da insanı fazlasıyla şaşırtıyor. 

Marilyn Monroe'nun 8 güzellik sırrı


Marilyn Monroe güzellik sırları
Parlak cilt           

Monroe'nun yüzündeki star ışığı sizde olmayabilir! Ancak onun parlak cildine ulaşmak hiç de zor değil! Monroe her zaman balmumu gibi duran ağır makyajdan kaçındı... Şeftali tonlarındaki allık ve yüzüne ışıltı veren altın tonları tercihiydi...

Siz de parlak bir cilt için Smashbox Halo Highlighting Wand veya Victoria's Secret Luminous Cheek & Face Highlighter in Showtime ürünlerini tercih edebilirsiniz.

Nemlendirin!

Karşıdan bakıldığında, canlı, yumuşacık bir cilt için sabah- akşam cildinizi nemlendirmeniz gerekiyor. Cildiniz yeterli nem miktarına ulaşmazsa, kuruluklar meydana gelir ve pürüzlü bir görünüm oluşur.

Elizabeth Arden Eight-Hour Cream harika bir seçim olabilir.

İnce bir kanat gibi çekilmiş eyeliner!

Monroe ve kedi gözleri... İnce ve uzun çekilmiş eyeliner gözlerinizi çekici kılar.
Monroe'nun tercihi Elizabeth Arden Show Stopper siyah ve kahverengi göz kalemlerinden yanaydı...

Kirpikler fora!

Bir dönem Hollywood'u esir alan takma kirpikler, Monroe'nun da favorileri arasındaydı... Yoğunlaştırılmış kirpikler, bakışları anlamlı kılıyor... Etkiliyici gözlerin sırrı, takma kirpiklerde... O dönem daha belli olan takma kirpikler, artık daha doğal görünüyor. İpek kirpikler, uzun kirpik sevenler için harika bir seçenek...
Ardell Fashion Lashes veya Mac'ın takma kirpiklerini tercih edebilirsiniz.

Kaşları kaldırın

Son dönemlerde düz kaşlar moda olsada, gözleri düşük olanlar, kaşlarını kaldırmayı tercih edebilir. Monroe'nun kaşları kalkık ve keskin bir şekilde kavisli... Şuan pek tercih edilmesede bir dönem çoğumuz bu akıma kapıldık...

Kırmızı ruj deneyin

Özellikle Monroe gibi kalın ve büyük dudaklara sahipseniz, kırmızı ruj sürmekten çekinmeyin! Pembe ruj sürünce sevimli görünsede, Monroe kırmızı rujla onun feminen ruhunu yansıtıyor. Cesur, kendine güvenen ve kendini çekici hisseden iddialı kadınlar kırmızı ruj tercih etmeli.

Makyaj sanatçısı Tim Quinn, dudaklarınız için doğru kırmızı tonunu bulmanız gerektiğini söylüyor. Nar çiçeği tonu, ela, açık kahverengi ve yeşil gözlüler için; koyu böğürtlen tonları koyu kahverengi gözlüler için; kıpkırmızı da mavi gözlüler için harika bir seçenek.

Parfüm imzadır!

Monroe'ya yatakta ne giydiği sorulduğunda, alaycı bir şekilde ''5 damla Chanel No. 5'' cevabını vermiş... Aslında bu da demek oluyorki sizinle özdeşleşmiş bir parfüm, sizin imzanız gibidir... Bazen girdiğiniz ortamda kokunuzla hatırlanırsınız, bazen de terkettikleriniz o kokuyu duyduğunda bile sizi anımsar...

Marilyn Monroe Makyajı Nasıl Yapılır?

Saturday, August 4

Klima çarpmasına karşı yeşil çay için

yeşil çay

Yaz aylarının her geçen sene bir öncekinden sıcak ve bunaltıcı geçmesi klimalara olan taleplerin gün geçtikçe artmasına sebep oldu. Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada, Küresel ısınma daha önceleri bir lüks olarak düşünülen klimaları giderek yaşamın olmazsa olmaz bir parçası haline getirdiğini dolayısıyla sıcak soğuk etkileşiminden kaynaklanan hastalıklarda artış olduğunu belirtiyor.    

Rahat çalışma ve günlük yaşam koşulları, rahat uyku, sağlayabilmek için işyerleri, evler, araçlarda klima kullanılması artık bir lüks değil. Ancak ortamın klimatize edilmesi ile sorunlar bitmiyor. Özellikle toplu ortamlarda çalışan klimalar ve düzenli bakımı yapılmayan klimalar mikroorganizmalar ve alerjenlerin ortama yayılmasında bir kaynak görevi görebiliyor. Diğer taraftan, serinlemek amacıyla soğuk hava akımı karşısında uzun süreli durmak da kaçınılması gereken bir durum. Her iki durumda da kişilerde soğuk algınlığından, grip, bronşit, zatürreye kadar varan üst solunum yolu hastalıklarının gelişimi riskini artırıyor.

Klimanın yaratabileceği bu riskleri azaltmak için vücudun direncini artırmak önemlidir. Bu bakımdan antioksidan etkili bitkisel çaylardan yararlanılmalıdır. En kuvvetli antioksidan etkili çayların başında “yeşil çay” geliyor. Ancak yeşil çayın yaz aylarında japonya, Çin gibi çok sıcak ve nemli iklimlerde yaşayan toplumlar gibi “soğuk çay” halinde tüketilmesi daha yararlı olacaktır. Yeşil çayın içerisine demlerken zencefil katılması etkisini daha da kuvvetlendirir. Bu şekilde hazırlanan çayı istenen koyuluğu sağlayıncaya kadar 5-10 dakika demledikten sonra soğutup buzdolabında gün içerisinde susadıkça tüketebilirsiniz. İstenirse bardağın içerisine limon dilimi ve taze nane yaprakları ilave edilebilir.

Kuvvetli antioksidan etkisinin yanı sıra vücuttaki ödemi atması, kan dolaşımını hızlandırması, enerji vermesi, spazmları gidermesi, yağlı yiyeceklerin sindirimini kolaylaştırması ve enfeksiyon etkenlerine karşı koruma sağlaması kişilerin sıcak yaz günlerinde kendisini daha iyi hissetmesini sağlayabilecektir. Ancak zencefil miktarının fazla olmamasına dikkat edilmelidir. Fazlası hem fazlaca terlemeye yol açabilir hem de yüksek tansiyon, şeker hastaları, safra ve böbrek hastalarında hastaların kullandığı ilaçlar ile etkileşebilir.

Kanserin Ölümü : Buğday Şırası

Buğday Şırası
Buğday Şırası
Facebook’ta yapılan bir paylaşım ilgimi çekti ve paylaşmak istedim. Oldukça önemli bir konu: KANSER…
Hiç bir değişiklik yapmadan aktarıyorum…

“Çocukluğumun yılları hatırladığım bildiğim kadarıyla 1952 yılları ve evveline rastlar. O yıllarda Annem bugday tanelerini,lokum kutularına yada sahan denen tepsilere pamuk içine eker ,çıkan yem yeşil ekini, 10 ya da 15 cm ken keser onu ezer unla karışımına şekerde katar pişirirdi. Adına UHUT denirdi.Tüm hastalıklara ilaçtır diye bizlere yedirilirdi. Yıl 2011 bu gün aynı buğday filizleri kansere ilaç olarak gündemde. Bilime inanan biri olarak doğruluyorum. Deva olsun diyorum."
V.KARACA

"Arkadaşlar. Yeniköy Mimarlar Sitesinde komşum ve meslektaşıma 30 yıl evvel doktorlar 6 ay ömrü kaldığını söylediler. Ailesini bu sonuca alıştırdı; evin tüm ihtiyaçlarını gördü, temin etti; kendini ölüme hazırladı. Buğday çimlenmesinin hastalığa iyi geldiğini bir yerde okumuş. Evin bir odasına toprak döşedi; orada buğday yetiştirdi; buğday çimini mikserde öğüterek her gün ve devamlı içti. 30 yıldır yaşıyor. Artık çime de gereksinimi kalmadı. Sağlıklı günler dileğiyle…"
Yılmaz Ergüvenç

Kesinlikle zararı yok, sınırlı yararı olabileceği, destek amaçlı kullanılmalarında sakınca olmadığı kanaati bildirildi. Saygılarımla arz ederim.
Dr.Vehbi Alpman.

Buğday çimi ekiniz ve yiyiniz, Buğday şırası yapınız ve içiniz.
Kanseri engelleyen besinlerin başında atalarımızın Orta Asya’da içtikleri Buğday şırası geliyor.
Klasik tedavi yöntemlerini reddeden tüm doktorların ortak iddiası, buğday çimi yenilmesi ve buğday şırası içilmesi Pakistan’daki Hunzakut Prensliği’nde kanserden ölüm yok. Ayrıca Hunzakutlular, acı badem ve kayısı çekirdeğini yiyorlar ve kansere yakalanmıyorlar. Türkiye’de acı badem ve kayısı tüketilen bölgelerde kanser vakalarının azlığı dikkat çekiyor.
Ödemiş’le Salihli arasında, binbir efsaneye konu olmuş Bozdağ’ın eteklerinde cennet gölcük kıyısında kanseri yenen, bu zaferi kazandıktan sonra mücadelesi herkese örnek olsun diyerek bir de kitap yazan Doktor İlhami Güneral ile sohbetimiz sürüyor.
Önemli olan bağışıklık sisteminin güçlendirilmesidir.
Bağışıklık sistemini güçlendirmek çok da zor bir şey değildir.
Buğday müthiş bir kanser ilacıdır.
Buğday şırası kanseri önler ve bu önemli bir bitkisel tedavi aracıdır.
Buğday çimi, bol klorofil maddesi dışında 100 kadar vitamin, mineral ve besin maddesi içerir.
Taze olarak kullanılan Buğday çiminde, aynı ağırlıktaki portakaldan 60 kez daha fazla C vitamini ve aynı ağırlıktaki ıspanaktan 8 kat fazla demir bulunmaktadır.
Buğdayın bir başka özelliği ise kandaki toksinleri nötralize eden maddeler içermesidir.
Sıvı oksijenle dopdolu olan buğday çimi doğanın en güçlü anti kanseri olan laetril içermektedir.
Izgara etler ve füme besinlerin kanserojen maddeler taşıdığı kanıtlanmıştır. (Japon Bilim Adamı Nagivara)
Japon Bilim Adamı Nagivara, taze buğday çiminde bu maddeyi etkisiz hale getiren enzimler ve amino asitler bulmuştur.
– Buğday çimini evde üretebilir miyiz?
– Evde de üretilebilir, küçük bir saksıda bile üretilebilir ve olduğu gibi yenebilir, evde üretemeyenlere tavsiyemiz ise buğday şırası üretmeleri….
– Buğday şırasını herkes üretebilir mi?
– Evet herkes üretebilir.
– İsterseniz tarif edeyim.
Bir bardak aşurelik buğday, önce tertemiz yıkanarak bir litrelik cam kavanoza konur.
Üzerine 3 bardak su klorlu olmamak şartıyla ilave edilir.
Kavanozun ağzı bir tülbentle kapatılarak serin bir yerde 24 saat bekletilir.
Bu ilk su kullanılmaz, dökülür.
Kavanoza yeniden 3 bardak su ilave edilir.
24 saat bekletildikten sonra oluşan yarı gazozlu su içilmek üzere bir kaba aktarılır.
Böylece bir bardak aşurelik buğdaydan kış aylarında günde 5 kez, yazın ise günde 3 kez şıra alınır.
Buğday şırasının lezzeti bazılarına itici gelebilir.
O takdirde her şıra bardağına bir C vitamini tableti eklenirse, nefis bir içecek ortaya çıkar.
– Az önce sözünü ettiğimiz ‘laetril’ buğday çiminden başka nelerde bulunur?
Çünkü anlaşılıyor ki, ‘laetril’ kanserin tedavisinde en etkin maddelerden biri…
Elmanın çekirdeğini de yiyin!
– Evet, Türkiye’de en kolay laetril’e ulaşabileceğimiz yer acı badem ve kayısı çekirdeğidir.
Ayrıca laetril elma çekirdeğinde de vardır. Elmanın çekirdeği yenilirse çok da iyi olur. Amerika’daki ilaç sanayinin maşaları bu ‘laetril’ adlı ilacı yasaklatmayı başarmışlardır ama Meksika’da satılan ‘laetril’ bu ülkeden alınıp kaçak olarak ABD’ye sokulmaktadır.
Laetril, vitamin ve minerallerle verildiğinde çok daha iyi sonuçlar alınmaktadır.
‘Kanserin Ölümü’ adlı kitabında Manner, laetril ile yüzde 90 başarı kazandığını söylemişti.
– Acı badem ve kayısı çekirdeği de laetril içeriyor öyle mi?
– Evet öyle. Türkiye’de acı badem ve kayısı çekirdeğinin sıkça tüketildiği yerlerde resmi bir istatistik yok ama kanser vakalarının az olduğuna inanılıyor. Resmi istatistik yapılan bir ülke var…
Pakistan’a komşu küçük bir prenslik olan Hunzakut’ta şimdiye kadar hiç kanser olayına rastlanmadı.
Hanzakut’un özelliği temel besinleri kayısı ve kayısı çekirdeği…
- Dünyada bugün kullanılmakta olan kemoterapi ve radyoterapi bağışıklık sistemini bozduğunu iddia ediyorsunuz alternatif tedavilerin bir sıralamasını yapsak en öne hangisini koyarsınız?
– Önceliği bağışıklık sistemini güçlendiren tedavilere veririm, daha sonra biyolojik tedaviler ve bitkisel tedaviler gelir.
Bağışıklık sistemi konusunda Alman doktor Issel’in tüm beden tedavisi bugün bu ülkedeki 60/70 klinikte başarı ile uygulanmaktadır.
Başarılı bir yöntem: Tüm beden tedavisi
– Tüm beden tedavisi nedir?
– Joseph Issel de bizim gibi kanseri lokal bir hastalık olarak değil, tüm vücudu ilgilendiren sistemik bir hastalık olarak ele alıyordu.
Ona göre vücutta sürekli olarak kanser hücreleri ürüyor fakat sağlıklı bir bağışıklık sistemi bu hücreleri hemen tahrip ediyordu.
Issel’in bir diğer tedavi yöntemide, ayda bir olmak üzere, özel olarak muamele görmüş bir kolibasil aşısı olan Pyrifer ile ateş şoku tedavisi idi.
Bu yöntemle hastadan bir miktar kan alınıyor, bunu ozon oksijen birleşim ile karıştırarak yeniden hastanın damarından enjekte ediyordu.
Binlerce kanser hastası bu yöntemle iyileşmişti.
Eski Sovyetler’de, şimdiki Rusya’da bu yöntem halen kullanılıyor.

Dr. Serap KIRMIZI
Uludag University
Faculty of Science and Arts
Department of Biology
16059 Gorukle/Bursa TURKİYE

Karpuz kabuklarını atmayın!

Kanser Tedavisinde İlginç Buluş: Karbonatlı Su Mucizesi

Sarımsak gıda zehirlenmesine iyi geliyor

sarımsak
Washington Üniversitesi’nden araştırmacılar sarımsağın içerisinde bulunan bir maddenin gıda zehirlenmesine iyi geldiğini açıkladı.   

Ciddi gıda zehirlenmesine neden olan Campylobacter bakterileri genellikle kümes hayvanlarının etinde bulunur. Uzmanların sarımsağın içerisinde buldukları bileşiğin bu bakteri kolonilerinin içine sızarak yok olmalarını sağladığı belirlendi. Üstelik bu bileşikler gıda zehirlenmesine karşı verilen antibiyotiklerin 100 kat daha fazlası etkiye sahip olarak görülüyor.

Üniversite profesörlerinden Barbara Rasco, sarımsağın içerisindeki “diallyl sulfit” maddesinin yiyeceklerin dezenfekte edilmesinde kullanılabileceğini vurguluyor.
Uzmanlar gıda zehirlenmesi durumunda elbette önce doktora başvurulması gerektiğine değiniyor. Ancak zehirlenme riskini azaltmak için yemeklerin içine sarımsak eklemenin akıllıca olacağına değiniliyor.

Gıda zehirlenmesine iyi gelecek diğer önerilerimiz:

- Her iki saatte bir, birer fincan zencefil çayı içilir.
- Günde iki defa birer porsiyon probiyotik yoğurt yenir.
- Günde 2 fincan kekik çayı içilir.
- Günde 2 fincan taze nane çayı içilir.

Hasta, eğer gıdadan zehirlendiyse derhal kusturulmalı ve en yakın sağlık kuruluşuna götürülmelidir. Temizlik ürünleri, kezzap gibi kimyasal maddeler içenleri ise kesinlikle kusturmadan en yakın sağlık kuruluşuna vakit kaybetmeksizin ulaştırmak gerekir. Zehirlenmeye neden olan gıda ya da maddeleri de yanınızda götürmeniz, hastanın ne tür bir zehirlenme ile karşı karşıya olduklarını anlamalarında doktorlara yardımcı olacaktır.

Gıda zehirlenmesi nedir: Çoğunlukla hijyenik ve uygun olmayan koşullarda saklanan, bayatlamış ve bozuk yiyeceklerin yol açtığı zehirlenmelerdir.

Gıda Zehirlenmesi Belirtileri: Hasta solumakta, yutkunmakta güçlük çeker. Kaslarında ağrı ve kramplar vardır. Baş dönmesi, halsizlik, mide ağrısı ve bulanık gördüğünden şikayet eder. Bazı hastalarda kabızlık, bazılarında da ishal görülür. Zehirlenme belirtileri görülen hasta vakit kaybetmeden hastaneye götürülmelidir.
Gıda Zehirlenmesinin Nedenleri bakteriler ya da kimyasallardır.

Friday, August 3

Yumurta'nın faydaları

Ne kadar araştırma yapsam karşıma hep yumurta çıkar. Şimdi herkes yumurtanın faydalarını biliyor mu? Gözde katarakt olmasını önleyen lutein ve zeaxanthin yumurtanın içinde bulunuyor. Araştırmalar her gün yumurta yiyen insanlarda katarakt olma riskinin çok düşük olduğunu görmüşler.  

Harvard Üniversitesinin sağlık araştırmacıları yumurta yiyen insanlarda kan pıhtılaşması, kalp krizi ve felç gibi rahatsızlıklardan koruduğunu gözlemlemiş.

Yumurta kolin (choline) açısından zengin bir gıda. Bir yumurta sarısı 300 mikrogram kolin içerir. Kolin çok değerli bir besin, beynin, sinir sisteminin ve kardiyovasküler(Kalbe ve kan damarlarına ait olan, her ikisini de ilgilendiren) düzgün çalışmasını sağlıyor.

Yumurta D Vitamini alınacak tek besin kaynaklarından biri.

Haftada 6 Yumurta yiyen bayanlarda meme kanserine yakalanma riski % 44 oranında düşük.

İçinde barındırdığı kükürt ve B12 vitamini sayesinde tırnakların sağlıklı olmasını ve saçların hızlı büyümesini sağlıyor.

http://www.healthdiaries.com/eatthis/10-health-benefits-of-eggs.html

Şimdide Türkçe bir siteden alıntı:

http://www.bilimvesaglik.com/bilimsel/yumurtanin-faydalari.html

Yumurta, anne sütünden sonra insanın ihtiyacı olan tüm besin öğelerini bulunduran tek besindir. Yeni bir yaşamın özü olduğu düşünülecek olursa, besleyici değerinin yüksek olması hiç de şaşırtıcı değildir.

PROTEİN DEĞERİ

Yumurta tüm besinler içerisinde en kaliteli proteini içermektedir. Çünkü yumurta proteinin de insan vücudunda sentezlenemeyen ve kesinlikle besinler ile dışarıdan alınması gerekli olan "elzem amino asitleri" bulunmaktadır. Sindirilebilirliği yüksektir, tamamına yakını vücut tarafından kullanılmakta ve vücut proteinlerine dönüşebilmektedir.

Uzmanlar; yeterli ve dengeli beslenmede, hızlı bir büyüme ve gelişme döneminde olan çocukların, protein tüketimlerinin en az yarısının hayvansal kaynaklı olması önermektedirler. Bu nedenle çocuk beslenmesinde protein kaynağı olan yumurtaya gereken önem mutlaka verilmelidir.

VİTAMİN DEĞERİ

Yumurta başlıca A, D, E ve B grubu vitaminleri olmak üzere diğer vitaminleri de önemli oranda içermektedir. Yumurta sarısındaki A vitamini gözün iyi görmesini sağlar, kemik gelişimi ve sağlıklı dişler için de gereklidir. Vücut hücrelerinin gelişmesine yardım eder. Solunum ve sindirim sisteminin sağlıklı olmasını ve enfeksiyonlara karşı korunmasını sağlar.

D vitamini, insan vücudunda kalsiyumun kullanılmasına yardımcı olur. Yumurta sarısı, D vitamini sağlayan birkaç besinden biridir ve güneş ışınlarından da yeterince faydalanıldığı takdirde yumurta özellikle çocuklarda D vitamini eksikliğine bağlı kemik bozukluğu oluşmasını engeller.

Yumurta E vitamini yönünden de oldukça zengindir. E vitamini oksidasyonu önleyici etkisinden dolayı, vücudumuzu zararlı maddelere karşı korur.

B grubu vitaminleri bazı besin öğelerinin vücutta enerjiye çevrilmesi için gereklidir. Yumurta özellikle B2 vitamini açısından çok zengindir. Bu vitamin deri ve göz sağlığı için de gereklidir.

Ayrıca yumurta da bulunan kolin, beyin fonksiyonlarının yerine getirilmesinde önemli rol oynamaktadır.

MİNERAL DEĞERİ

Yumurta, demir ve çinko gibi sağlığımız için çok önemli olan mineralleri de içermektedir. Demir, kan yapımı için gereklidir. Demir yetersiz alındığında anemi (kansızlık) oluşur. Ayrıca demirin büyüme, gelişme ve hastalıklardan koruma rolü vardır. Yetersizliğinde çocukların öğrenme yeteneği ve okul başarısı azalır.

Yumurtada C vitamini bulunmamasına rağmen C vitamini açısından zengin bir besinle tüketilirse yapısındaki demirin emilimini artırmış olursunuz.

Yumurtadaki çinko minerali özellikle büyüme-gelişme ve bağışıklık sisteminde rolü olduğu için çok önemlidir.

YUMURTANIN YAĞ İÇERİĞİ

Yumurtanın yağ içeriği düşüktür. Büyük bir yumurtada 4.5 gram civarında yağ bulunur. Bunun 1.5 gramı doymuş yağ asitleri, kalan kısmı ise, doymamış yağ asitleridir.

YUMURTA KOLESTEROLÜ ARTTIRIR MI?

Bir adet yumurtanın beyazında, kolesterol ve yağ yoktur ancak sarısında 213 mg kolesterol bulunur. Besinlerdeki yüksek kolesterolün, kan kolesterolünde direkt artışa neden olduğu düşünülmüş ve bu nedenle yumurta tüm diyetlerden uzak tutulmuş ve az tüketilmiştir.

Gerçekte kan kolesterolünün büyük bir kısmı vücut tarafından yapılır. Kolesterol; insanlar ve tüm hayvanlarda vücutta sentezlenen yağ benzeri bir maddedir. Sinir liflerinin yalıtımı, hücre duvarının bütünlüğünün sağlanması, D vitamini sentezi, çeşitli hormonların ve sindirim salgılarının oluşumu için gereklidir.

Yapılan bilimsel çalışmalar ile kan kolesterol seviyesinin düzenlenmesinde; beslenme şeklinin, genetik özelliklerin ve yaşam biçiminin önemli olduğu ortaya çıkmıştır.

Eğer kolesterol metabolizması bozukluğunuz yoksa, yeterli ve dengeli olarak tüm besin gruplarını tüketiyorsanız, vücudunuz ideal ağırlığında ise, fiziksel olarak aktifseniz ve sigara kullanmıyorsanız, yumurtanın yüksek kolesterol içeriğinden dolayı endişe duyulmasına gerek yoktur.

Kalp sağlığı için yumurtayı doğru tüketin!

Yumurta alerjisine yumurtalı tedavi

Yanık ve Yumurta

Yumurtalı domates : Yumurta Yuvası

Aspirinin faydaları

ASPİRİN NEDİR ?

Bütün ilaçlar arasında, aspirin hiç tartışmasız en yaygın olanıdır. Baş ağrısını, diş ağrısını dindirmek veya ateşini düşürmek için aspirin almamış olan var mıdır?

«Aspirin» asetilsalisilik asitin herkesçe bilinen yaygın adıdır; bu asit ilk olarak 1853'te bir bitkiden elde edilmiştir. 1895'te Alman araştırmacılar, bugünkü aspirin yapımının esası olan kimyasal sentezi başardılar.

Bu asit beyaz, kokusuz, hafif ekşi, acı bir tozdur. Sodyum karbonat içinde erir. Suda kolay erimez. Bağırsaklarda ya da alkali bir ortamda parçalanırsa salisilik ve asetik asitlere ayrışır. 135 derecede erir, tortu bırakmadan yanar. İnce iğnecikler halinde billurlaşır.

Dünya aspirin tüketimi yılda binlerce ton olarak hesaplanır (yalnız Amerika Birleşik Devletleri'nde 12 000 ton).

Özellikle ağrı dindirici olarak kullanılan aspirin ateşe karşı da çok etkilidir, ayrıca romatizmayı ve sancıyı hafifletmeğe yarar. Bugünkü araştırmalar, bu ilacın bir gün miyokard enfarktüsünü (en yaygın kalp hastalıklarından biri) ve kanserlerin yayılmasını önlemekte de yararlı olabileceği umudunu vermektedir.

Aspirin evrensel bir ilaç olmakla birlikte bazı sakıncaları da vardır: bir kere sindirimi güçtür (mide yanmaları), bir de kanama yapabilir. Bunun için aspirini her fırsatta ve aşırı kullanmamalıdır. İlacı yemek sırasında almak veya sindirim yolunda erimesini kolaylaştıracak bir içecekle yutmak en iyisidir.

Eczacılıkta aspirinin çeşitli biçimleri bulunur. İlacın soğurulmasını kolaylaştırmak için köpüren haplar, sindirimini kolaylaştırmak için üstü başka bir madde ile kaplanmış haplar bulunduğu gibi hafif uyku verici etkisini gidermek için içine sinirleri kuvvetlendirici maddeler (C vitamini, kafein) karıştırılmış aspirin hapları da vardır.

Aspirin şüphesiz çağımızın en çok kullanılan ilaçlarından biri. Başımız ağrıdığında yutuveririz bir aspirin, geçer gider. Çantalarda taşınır, şeker gibi dağıtılır eşe, dosta. Belki de bu yüzden, kimilerince ilaç kategorisine sokulmaz bile. Şimdilerdeyse, insanlığın yaklaşık yüz yıldır aşina olduğu bu alçak gönüllü küçük hapın, birbiriyle hiç alakası olmayan bir dolu hastalığı engelleyerek, kendisinden umulandan çok daha fazla işin üstesinden gelebileceği düşünülmeye başlandı.

Asetilsalisilik asitin ait olduğu bileşikler grubu olan salisilatların en zengin kaynağı, söğüt ağacı kabukları. Bu ağacın kabuklarında bulunan salisin maddesi, vücuda girdiğinde salisilik aside dönüşüyor. Salisilik asitten elde edilen asetilsalisilik asit yani namı diğer aspirinse, yüz yılı aşkın bir süredir ağrı kesici, ateş düşürücü, iltihap önleyici özellikleri nedeniyle yaygın bir şekilde kullanılıyor. Bir yandan da. aynı ilacın yeni yararları hâlâ gün ışığına çıkmaya devam ediyor. Kanı sulandırıcı özellikleri onu kalp krizi ve felci önlemede mükemmel bir uzun süreli tedavi aracı yapıyor. Bu uzun yıllardır bilinen bir özelliği. Aspirinle ilgili yeni araştırmaların konusuysa, aspirinin kanser, Alzheimer gibi hastalıklara deva olup olmadığı.

Etki Mekanizması

Aspirin, 1971'de John R. Vane bu ilacın siklo-oksijenaz (COX) enzimini ve dolayısıyla prostaglandin sentezini baskıladığını gösterene kadar, yaklaşık elli yıl boyunca etki mekanizması bilinmeden kullanılmış. Bu buluş Vane'e, 1982 Nobel Tıp Ödülünü kazandırmış. Bu arada aspirinle benzer özellikler taşıyan başka ilaçlar geliştirilmiş. Bunlar, nonsteroidal anti-inflamatuar ilaçlar (NSAİİ'ler) yâni, steroit olmayan iltihap önleyici ilaçlar olarak anılıyor. Bu ilaçların tümü Vane'in belirttiği gibi COX sınıfı enzimleri baskılayarak çalışıyorlar. Enzimin, COX-1 ve COX-2 olmak üzere iki türü var.
Aspirinin iltihap giderici, ateş düşürücü ve ağrı kesici etkileri, COX-2 enziminin baskılanması sonucu oluşuyor. COX-2 enzimleri hücrelerdeki serbest radikalleri, önemli sinyal molekülleri olan prostaglandinlere çeviriyor ve böylece ağrı başlıyor. COX-2'nin çalışması engellenince prostaglandin üretilemediğinden, ağrının nedeni ortadan kalkmamış olsa da, ağrıyı hissetmiyoruz. COX1 enziminin baskılanmasıylaysa tromboksan-A2 adı verilen bir maddenin sentezi de engelleniyor. Bu da aspirine pıhtı oluşumunu engelleme özelliğini katıyor. Mide kanamasına kadar gidebilen yan etkilerse yine COX-1 enziminin baskılanmasının bir sonucu. Çünkü bu enzim, mide duvarının mide asidinden korunabilmesi için gereken düzgün yapıyı korumaktan sorumlu. Dolayısıyla sürekli alınan aspirin, midenin düzgün yapısını bozuyor ve kanamaya kadar uzanan hastalıklara neden oluyor.

Kalp Krizi ve Aspirin

Aspirinin kalp-damar hastalıklarını engelleyebilme özelliğinin keşfi biraz daha geç olmuş. Bir kalp krizi ya da felci tetikleyebilecek kan pıhtılarının oluşumunun arkasındaki mekanizma o zamanlar bilinmiyordu. Ancak, kanda bulunan ve pıhtılaşma ve yara tamirini sağlayan trombositler ilgi çekmeye başlamıştı. 1960'ların sonlarına doğru, aspirinin trombosit yapışkanlığında belirgin ve uzun süreli bir azalma yarattığı keşfedildi. Trombositler, COX-1 enzimlerince üretilen tromboksanın etkinliğinden dolayı bir araya toplanıp kümeler oluşturur. Aspirin COX-l'i de baskıladığından trombositlerin pıhtı oluşturma olasılıkları azalır.
1974'de araştırmacılar bunun bir klinik etki olduğunu gösterdiler. Yakın zamanda kalp krizi geçirmiş 1000'in üzerinde hastanın kontrol edildiği bir çalışma, 300 miligram civarındaki düşük doz aspirinin iki yıl boyunca ölümleri % 25 oranında azalttığını gösterdi. Daha sonra yapılan, binlerce hastanın dahil edildiği deneyler de, hergün alınan düşük doz aspirinin kalp krizi ve felç risklerini azalttığını kanıtladı. Artık doktorlar kalp krizi ya da felç geçiren hastalara olayın tekrarlama olasılığını azaltmak için yaşamlarının geri kalan kısmında günlük aspirin alımını öneriyorlar. Pek çok doktorsa, sigara içen ya da aşırı kilolu olanlar gibi kalp krizi ya da felç riski taşıyanlara da aynı öneride bulunuyor. Hatta bazı hastalara ani ve şiddetli göğüs ağrısı durumları için, suda çözülebilen aspirin taşımaları öneriliyor.
Ancak, COX-1 baskılanması, aspirinin istenmeyen etkilerini de ortaya çıkartıyor. Bunların en belirgini midenin tahriş olması ve kanaması. Neyse ki, bu nedenle ciddi kanama ve ölümler oldukça az; ancak, ülser gibi mide sorunu olan hastaların, aspirin kullanmadan önce kesinlikle bir doktora danışmaları gerekiyor. Bunun dışında, düşük doz aspirin kullanımı genelde oldukça güvenli ve hastaların % 90’ından fazlası herhangi bir sorun yaşamadan kullanabiliyor. Yine de, her gün bir aspirin almaya başlama kararı, her zaman doktor kontrolünde alınmalı.

Alzheimer?

İlk yıllarda yalnızca ağrı kesici ateş düşürücü özellikleri bilinen aspirinin şimdilerde mucize ilaç olarak nitelendirilmesi yersiz değil. Çünkü yetenekleri arasına Alzheimer hastalığı riskini % 10 dolaylarında azaltabilme özelliği de ekleniyor gibi.
Gelişim nedeni ve tam tedavisi olmayan bir hastalık için % 10 hiç de küçümsenecek bir oran değil. Alzheimer hastalığının gelişimiyle ilgili olarak, beyindeki iltihaplanmanın en azından bazı zihinsel bozulmalardan sorumlu olduğu yönünde bir fikir vardır. Eğer böyleyse önleyici etki basitçe aspirinin iltihap giderici etkisinden kaynaklanıyor olabilir. Uzun süreli düşük doz aspirin kullanımının C-reaktif proteini düzeyini azaltması, bu hipotezi destekleyen bir kanıt. Çünkü. C-reaktif protein iltihabın bir işareti.

Besinler ve Salisilat İlişkisi

Şimdi, aspirinin tüm bu yararları sunmasının nedeni, salisilatın insanların doğal beslenme düzeninin bir parçası olması gerektiğinden mi kaynaklanıyor? Pek çok bitki türü bir savunma mekanizması olarak salisilat üretiyor. Üretilen salisilat hasarlı ya da hastalıklı hücrelerin intihar etmesine neden oluyor. Bu yüzden yüksek seviyelerde salisilat içeren meyve ve sebzeler hasarlara ve hastalıklara daha dayanıklı oluyor.
Çok sayıda çalışma, bol miktarda sebze ve meyve tüketen insanların daha az kalp krizi geçirme ve kansere yakalanma riski taşıdığını gösteriyor. Acaba salisilat bu duruma açıklık getiren bir etken mi? Üç yıl önce yapılan bir araştırmada vejeteryen Budist rahiplerinin kanında vejeteryen olmayan kontrol grubundaki insanlara göre yüksek seviyelerde salisilat bulunduğu gösterilmiş. Ayrıca, vejeteryenlerdeki salisilat seviyesi, üçüncü bir grup olan günlük düşük doz aspirin alan insanlarınkilerle denk düşüyormuş.
Öte yandan, günümüzde çoğumuzun tükettiği meyve ve sebzelerdeki salisilat miktarının bir zamanlar olduğundan daha az olma olasılığı var. Bir zamanlar bitkiler kendilerini hastalıklardan, böceklerden ya da fiziksel zararlardan korumak için büyük olasılıkla bol miktarda salisilat üretiyorlardı. Günümüzdeyse, bitkilerin korunması görevini, dışardan verilen ilaçlarla insanlar yerine getiriyor. Bu durumda da, bitkilerdeki savunma amaçlı salisilat üretiminin düşük olması bekleniyor. Konuyla ilgili yapılan bir çalışma, organik sebzelerin, organik olmayanlardan altı kat daha fazla salisilat içerdiğini gösteriyor. Sonuçta, gıda üretimindeki ve yiyecek alışkanlıklarımızdaki değişikliklerin bir sonucu olarak, bizlerde salisilat eksikliği oluşmuş olabilir diye düşünülüyor.

Salisilat Bir Vitamin mi?

Peki salisilat gerçekten bir vitamin olarak düşünülebilir mi? Genelde bir vitamini nelerin oluşturduğuna yönelik net bir tanım bulunmuyor. Yalnızca belli kriterler var. Salisilatsa bu kriterlerden bazılarını karşılıyor. Salisilat tükettiğimiz gıdalarda bulunuyor (ya da en azından bir zamanlar bulunuyordu) ve çoğu vitamin gibi, vücutta sentezlenmiyor. Eser miktarları yaşamın devamı için gerekli. Ancak, salisilat eksikliği kendi başına akut semptomlara neden olmuyor. Sorunlar, ilerleyen yaşla ortaya çıkan kronik hastalıkların riskini artıracak şekilde daha yavaş gelişiyor gibi görünüyor. Salisilat eksikliğiyle ilişkili bulunan hastalıkların geç başlamasının, yaşam boyunca biriken hücre hasarları ve kronik iltihaplanmaya bağlı olabileceği düşünülüyor. Eğer, salisilat eksikliği gerçekten kalp krizi, felç, kanser, Alzheimer gibi hastalıklara temel oluşturuyorsa, bu bileşiğe giderek daha fazla önem verilmesi gerekiyor.
Aspirinin bir vitamin olabileceği iddiasına karşı çıkılmasının nedeniyse, pek çok vitaminin enzim kofaktörü (Enzimlerin yapısında yer alan ve etkinlik göstermeleri için gerekli olan yan gruplar) olması. Başka bir deyişle, vitaminlerin hücrelerimizde belli biyokimyasal reaksiyonların oluşmasına yardımcı olmaları. Örneğin C vitamini yaygın bir yapısal protein olan kollajen üretimine yardımcı oluyor. Salisilatın böyle bir işlevi yok: ancak, E vitamini de bir kofaktör değil. Buna karşın, bir antioksidan olması nedeniyle, tümüyle saf bir vitamin olarak tanımlanıyor. Oysa bu, salisilatın da sahip olduğu bir özellik. Ayrıca, çoğu vitamin vücutta üretilemediğinden, bunların beslenmemizde önemli bir yer tutmaları gerektiği düşünülür. Ancak bu durum, A ve D vitaminleri için geçerli değildir. A vitamini, bir çok sebzede bulunan karotenoidden sentezlenebiliyor. (Havuç, domates gibi besinlerde bulunan ve vücutta A vitaminine dönüşen, sarı renkte bir madde.) D vitaminiyse, güneş ışığına maruz kalan hücrelerce üretiliyor. Bu yüzden, salisilat vitamin olarak adlandırılmayı, bazılarına göre A ve D vitaminlerinden daha fazla ya da en azından E vitamini kadar hak ediyor.
Henüz S vitamini olarak adlandırılmış bir vitamin olmadığından, salisilatın bir vitamin olduğunu düşünenler ona "S vitamini" adını yakıştırmışlar. Hangi terim kullanılırsa kullanılsın araştırma gruplarınca paylaşılan görüş, salisilatın önemli bir mikro-besin olduğu. Şu andaki beslenmeyle ilgili araştırmalar, batı toplumlarının büyük yüzdesinde salisilat eksikliği olduğunu gösteriyor.
Özellikle de kötü bir beslenme alışkanlığına sahip olan gelir düzeyi düşük grupların. Bu durumda yakın zamanda bu halk sağlığı sorunuyla başa çıkmak için, yiyecek ve içme sularına sentetik salisilat eklenmesi, gıda üretim yöntemlerinde değişiklikler yapılması, daha fazla insanı düşük doz aspirin kullanmaya yöneltecek programlar uygulanması gibi yaklaşımlara gidilebilir.
Önemli bir soru, salisilat desteğinin hangi yaşta önerilmesi gerektiği. Geçtiğimiz yıl yayımlanan bir makaleye göre, 50 yaşından itibaren günlük düşük doz aspirin almaya başlayan kişiler, 90'lı yaşlara kadar sağlıklı bir yaşam sürme şanslarını ikiye katlayabilirler. Ancak, aspirinle ilgili daha fazla denemeye gereksinim olduğu açık.
Şundan emin olabiliriz ki, salisilatla ilgili mikro-besin teorisi en azından, günde 5 porsiyon meyve ya da sebze yememiz için bir neden daha oluşturuyor. Bu teori organik ürünlere geçiş yapmamız gerektiği anlamına mı geliyor, bunu zaman gösterecek. Ancak, potansiyel halk sağlığı yararları o kadar yüksek ki, bu konuyu önemsememekle hata yapabiliriz.

Aspirin içeren ilaçlar

• Algo tablet
• Algo-Bebe tablet
• Alka-Seltzer efervesan tablet -kombine
• Anacin tablet - kombine
• Asabrin enterik tablet
• Asinpirine tablet
• Aspinal tablet
• Aspirin forte tablet -kombine
• Aspirin pluc-C efervesan tablet -kombine
• Aspirin tablet
• Ataspin tablet
• Babyprin tablet
• Coraspin enterik tablet
• Dispiril efervesan tablet
• Dolviran tablet -kombine
• Ecopirin tablet
• Nötras tablet
• Opon tablet
• Sedergine Vit-C UPSA efervesan tablet-kombine
• Enter-Sal enterik kaplı draje – sodyum salisilat preparatı

Aspirinin 12 Yeni Marifeti

Dünyaca ünlü sağlık dergisi Men's Health'in, uzman görüşlerine başvurarak yaptığı bir derlemede faydaları saymakla bitirilemeyen Aspirin'in iyileştirici etki yaptığı belirlenen 12 yeni hastalık daha masaya yatırıldı. Amerikan Kalp Vakfı'nın sözcüsü olan ve Mayo Clinic'te ilaç uzmanı olarak görev yapan Dr. Gerald Fletcher, "Bu kadar farklı amaçlarla kullanılabilecek başka bir ilaç yok. Hala Aspirin'in yeni faydalarını bulmaya devam ediyoruz" diyor. İşte mucize ilacın 12 yeni marifeti...

Prostatı önlüyor: Ünlü sağlık merkezi Mayo Clinic'in uzmanları tarafından 1400 erkek üzerinde 5.5 yıl boyunca yapılan bir araştırma, prostat riskinin her gün Aspirin içen erkeklerde iki kat azaldığını gösterdi.
Kaşıntıyı kesiyor: Birkaç tablet Aspirin'i ezip toz haline getirin. Elde ettiğiniz tozu bir miktar nemlendiriciyle karıştırıp kaşınan bölgeye sürün. Bu losyon Aspirin'in cilde nüfuz etmesini sağlayacak ve kaşıntıyı durduracaktır.
Tansiyonu düşürüyor: İspanyol bilimadamlarının yaptığı bir araştırma, Aspirin'in yüksek tansiyona iyi geldiğini ortaya koydu. Her gün alınan 100 miligram aspirin büyük ve küçük tansiyonu belirgin oranda düşürüyor. Ancak uzmanlar uyarıyor: Aspirini sabah değil, geceleri içmelisiniz.
Güneş yanığına karşı: Yazın bir anda korunmasız olarak güneşin altında kalmaktan kaynaklanan yanıklar bir hayli can yakıcıdır ve ardından cildin kabarcıklar şeklinde su toplamasına neden olur. Ancak çok fazla güneş altında kaldıktan en az bir-iki saat sonra alınacak iki adet Aspirin hem yanmayı hem de cildin su toplanmasını azaltır.
Kalp dostu: Günde en az 75 miligram Aspirin almak kanı inceltip damar iltihaplanmasını önleyerek kalp hastalıkları riskini yüzde 30 oranında düşürebiliyor. Göğüs ağrısı hissedildiğinde bir Aspirin çiğnemek, olası kalp krizini baştan önlemeye yardımcı oluyor ve kriz geçirilmişse bile bunun yarattığı tahribatı azaltıyor.
Nasıra iyi geliyor: 5-6 adet Aspirin'i toz haline getirip yarımşar çay kaşığı su ve limon suyuyla karıştırın. Nasırlı bölgeye bu karışımı sürdükten sonra üzerini sıcak ve nemli bir bezle 10 dakika örtün. Aspirin'in içindeki asit nasırı yumuşatacak ve süngertaşıyla biraz ovduktan sonra nasırınız düzelecektir.
Kolon kanserini önlüyor: Aile bireylerinizden biri kolon kanseriyse her gün Aspirin içmenizde büyük fayda var. Zira araştırmalara göre günde 81 miligram Aspirin alan erkeklerde kolon kanseri riski, almayanlara göre yüzde 50 oranında düşebiliyor.
Uçukları geçiriyor: Macar uzmanlar tarafından yapılan bir araştırmaya göre, her gün alınacak 125 miligram Aspirin uçukların cilt üzerindeki ömrünü ortalama 8 günden 5 güne düşürerek, neredeyse yarı yarıya azaltabiliyor. Aspirin, uçuğa neden olan iltihabı da azaltarak, etkilenmiş bölgenin daha çabuk iyileşmesini sağlıyor.
Alzheimer'dan koruyor: Hollanda'daki Erasmus Tıp Merkezi'nde görevli bilim adamları tarafından yapılan bir araştırmaya göre birkaç yıl boyunca düzenli Aspirin kullananlarda Alzheimer hastalığına yakalanma riski, bu ilacı düzensiz kullananlara göre yaklaşık yüzde 80 oranında daha az ortaya çıkıyor.
Kadında kısırlığa iyi geliyor: Arjantinli uzmanlar, çocuk sahibi olamayan bir grup kadın üzerinde testler yaptı. Kadınlardan bir bölümüne sadece kısırlık ilacı, diğer gruba ise kısırlık ilacıyla birlikte 100 miligram Aspirin verildi. Aspirin, yumurtalıkta kan dolaşımını artırdığı için, ilacı Aspirinle alanların hamile kalma şansı yüzde 40 arttı. Sadece kısırlık ilacı alanlarda ise yüzde 20 artış görüldü.
Siğilleri söküp atıyor: Bir parça bant alın, ortasına yuvarlak bir delik açın ve bu delik tam siğilin üzerine gelecek şekilde bantı cildinize yapıştırın. Ucu banttan dışarı çıkan siğilin üzerine, daha önce toz haline getirdiğiniz Aspirin'i sürün ancak cildinizin diğer taraflarına bulaştırmayın. Sonra bunun üzerini başka bir bantla kapatıp aynı işlemi üç gece üst üste uygulayın. Siğiliniz iyileşecektir.
Felçten koruyor: Felcin nedeni kan pıhtılaşması. Aspirin'in en önemli özelliği de pıhtılaşmayı önlemesi. Her gün alınacak bir Aspirin'in, felç geçirmiş erkeklerde yeni bir felç riskini yüzde 25 oranında önlediği biliniyordu. Bundan yola çıkan uzmanlar, genel olarak felç riski taşıyanlarda da aynı oranda etkili olacağını düşünüyor. Hatta bazı araştırmalar bu oranın daha da yüksek olabileceğini gösteriyor.

Thursday, August 2

Ramazanın Gözdesi: Hurma

hurma
İftar sofralarının vazgeçilmezi hurmayı ne kadar tanıyorsunuz?

Geleneksel iftar sofralarının vazgeçilmezi hurma hakkında ne kadar bilgi sahibisiniz? Hurmanın, protein, yağ ve karbonhidrat üçlüsünü bir arada içeren tek meyve olduğunu biliyor muydunuz?

İçerdiği şeker sayesinde, orucunu hurma ile açanların oruçtan kaynaklanan halsizliğe hızlıca yok olur. Bunun yanı sıra içerdiği demir sayesinde kansızlığa iyi gelir, cildi besler, yaşlanma belirtilerini azaltır, kalp ve damar hastalıklarına, kansere karşı koruyucudur, bol fosfor içerir ve kemikleri güçlendirir, hamilelik ve güneş lekelerini yok eder.

Bin derde deva diyebileceğimiz bu meyveyi sadece Ramazan ayında değil, yılın her döneminde tüketmenizi tavsiye ediyoruz.

Sağlıklı Bir Ramazan İçin Spor

ramazan spor
Ramazan ayında sağlıklı ve dengeli beslenmek üzerine pek çok şey söyleniyor ve yazılıyor, hatta bu konu hakkında birçok televizyon programı da yapılıyor. Peki en az beslenme kadar önemli bir konuyu göz ardı etmiyor muyuz? Spor! Sağlıklı bir yaşamın temel ilkelerinden biri de, en az beslenme kadar önem teşkil eden spor olduğuna göre, neden Ramazanda Spor konusunda çok fazla bilgi sahibi değiliz?

Ramazanda Sağlık köşemizde bu hafta bu konu üzerinde durmak istiyoruz. Ramazan ayında doğru beslenebilir ve doğru şekilde spor yaparsanız, birçoklarının tersine bu ayı eskisinden çok daha sağlıklı olarak tamamlayabilirsiniz.

Uzmanların önerilerinin başında, oruç tutan kişiler için Ramazan ayında hafif sporların yapılması geliyor. Hafif sporların başında ise, herkesin istediği zaman rahatlıkla yapabileceği Yürüyüş geliyor. İftar saatlerine göre yürüyüş saatlerinizi rahatça ayarlayabilir, hatta aç karnına spor yapma ya da spordan sonra susuz kalma gibi risklerden de uzaklaşmış olursunuz. Uzmanların önerisi en başta 20 dakikalık bir yürüyüş. Ay sonunda bunun 60 dakikaya çıktığını kendi kendinize keşfetmiş olacaksınız zaten. Tercihiniz Yürüyüş değilse bile kesinlikle aşırı terlemenize neden olacak, mineral ve su kaybını arttıracak sporlardan uzak durmalısınız. Yürüyüşe alternatif olarak önerilen spor dalları arasında Yüzme ve Bisiklet de yer alıyor. Futbol, basketbol, koşu gibi ağır sporlardan ise kesinlikle bu listenin dışında.

İftar sofrasından kalkar kalmaz nasıl spor yapacağız, o kadar yemeğin ağırlığı üzerine diye düşünüyorsanız zaten hatayı çok daha başta yapmışsınız demektir. Beslenme ve spor önerilerini sağlıklı bir biçimde bir arada yapabilmek istiyorsanız öneriler çok basit ve net: İftarda hafif, sindirimi kolay yiyecekler tüketin. Hafif gıdalarla orucunuzu açtıktan ve birkaç bardak su içtikten bir saat sonra 30 dakikalık bir yürüyüş yapın ve iştahınızı spordan bir saat sonra yiyeceğiniz ana yemeğe saklayın. Gördüğünüz üzere sağlıklı bir Ramazan geçirmek hiç de gözünüzde büyüttüğünüz kadar zor değil.

Sağlığımızı Oruç’la Koruyalım

11 ayın sultanına merhaba diyoruz! Yine bir Ramazan, yeni bir Ramazan. Ramazan ayı artık yaz günlerine denk gelmeye başladı. Oruç ibadetinin biraz daha zorlayıcı olacağı bu sene ve önümüzdeki senelerde, sağlığımıza daha fazla özen göstermeliyiz.

Tüm beslenme alışkanlıklarımızın, beslenme düzenimizin ve saatlerinin değiştiği Ramazan ayı için her yıl, birçok uzmanın uyarılarını takip ediyoruz televizyon ve gazetelerden. Peki ne kadarını gerçekten uyguluyoruz? Birçoğu kulak arkası edilen ve önemsenmesine rağmen uygulanmayan önerileri, özellikle bu yıl çok daha dikkatle takip etmenizi ve elinizden geldiğince uygulamanızı tavsiye ediyoruz.

Ramazanın, oruç tutanlar açısından en büyük tehlikesi, uzun ve sıcak yaz günlerinde vücudun susuz kalması, su-tuz dengesinin bozulması. Vücutta su miktarının azalmasına bağlı olarak bizi bekleyen problemlerin başında halsizlik, konsantrasyon güçlüğü, tansiyon düşmesi, depresyon gibi oldukça ciddi sağlık sorunları yer alıyor. Aslında, özellikle su kaybını en alt seviyeye indirebilmek için yapmanız gereken şey çok basit; iftarda ve sonrasında, başta su olmak üzere bol sıvı tüketmek. Beslenme uzmanları, günlük su tüketiminizi 2 litrenin altına indirmemenizi ve tüm gün su içmeyeceğiniz için sahurda da bol sıvı almanızı tavsiye ediyor.

Bol miktarda sıvı tüketmeye çalışırken, iftar sonrası içeceğiniz meşrubat, şerbet, çay ve kahveleri bu hesaba katmayın. Su haricindeki sıvı içeceklerin hiçbirinin, günlük su tüketiminizin içine dahil olmadığını unutmayın. İftar sonrasındaki keyif içeceklerini de, vücudunuzdaki demir emilimi artmasın diye, yemekten en az 2 saat sonra tüketmenizi tavsiye ediyoruz.

Sağlıklı Bir Ramazan İçin Süt

süt
Ramazan ayının yaza denk gelmesi ve önümüzdeki birkaç yıl boyunca da daha sıcak ve daha uzun yaz günlerinde Ramazan ayını geçirecek olmamız, Ramazan ve Sağlık tartışmalarının da artmasına neden oluyor.

Türkiye'nin önde gelen birçok beslenme uzmanının, yaz aylarına denk gelen Ramazan ayıyla ilgili sıraladıkları tavsiyelerin başında ‘’Bol Sıvı Tüketmek’’ geliyor.
İnsan vücudunun önemli miktarının sudan oluşması, yeterli miktarda su tüketmeyen bünyelerin özellikle yaz aylarında ciddi sağlık sorunları yaşamasına neden oluyor.

Sıvı tüketimi az olan bünyelerin yaşadığı problemlerin başında da aşırı halsizlik, konsantrasyon bozukluğu, tansiyon düşmesi ve depresyon geldiğinden daha önce bahsetmiştik. Özellikle iftar ve sahurda bol sıvı tüketilmesini tavsiye eden uzmanlar, su kadar faydalı başka bir sıvıya dikkatimizi çekiyor; “Süt”.
Ankara Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nilgün Sarp konuyla ilgili açıklamasında sütün; protein, yağ, vitamin ve mineraller gibi oldukça önemli besin öğelerini bir arada bulundurduğunu, bu sebeple de özellikle Ramazan ayında bolca tüketilmesi gerektiğini söyledi.
Sarp, sütün vücudumuz için ne kadar önemli olduğunu “Besinlerin bio yararlılığını artırıyor, Ramazan ayında vücudun sıvı gereksinimini karşılıyor. Aynı zamanda kan basıncının düzenlenmesinde ve vücudun sıvı dengesinin sağlanmasında önemli rol üstlenen potasyumun yüzde 33'ünü, kalsiyumun da yüzde 90'ını sağlıyor'' sözleriyle ayrıntılı olarak açıkladı.

Sağlıklı bir Ramazan geçirmek istiyorsak, bol sıvı tüketmeye, suyla beraber bol bol da süt içmeye dikkat edelim.

Bayram Süresince Beslenme

bayram
Alışveriş, hediyeler, son iftar sofraları, son teravih namazları derken bayram kapımıza dayandığında. Büyüklerin gönlünü almayı, miniklerin kalbini fethetmeyi planlıyor olabilirsiniz belki, peki kendinizi hiç düşündünüz mü? Bayramda nasıl giyineceğiniz hakkında değil ama sağlığınız için endişeleniyoruz.

Malesef toplum olarak düştüğümüz yanılgılardan biri de Ramazan Bayramı’dır. Bizim, Şeker Bayramı olarak da adlandırıyor olmamız aslında durumu çok açık izah ediyor. Misafir ağırlamayı çok seven yapımız gereği, hemen her evde bayram sofraların nasıl olacağını tahmin etmek çok kolay. Gelsin börekler gitsin baklavalar, aman canım çocuk çok sevdi alsın iki tane daha ne olacak ki denip uzatılan şekerlikler… Geleneklerimize dayalı tüm bu detaylar çok keyifli olmakla birlikte, vücudumuzun buna ne kadar tahammül edebileceğini hiç düşündünüz mü?

Ramazan ayı boyunca uzun saatler aç kalmaya alışan ve dengesini iki öğün beslenme üzerine yeniden kuran metabolizmamız, bayram süresince fazla miktarda tüketilen hamur işleri ve tatlılar yüzünden bir anda altüst oluyor. Özellikle kadınların metabolizması erkeklerden daha yavaş çalıştığı için kadınlar, çok hızlı kilo almak ve şeker dengesinin bozulması hususunda erkeklerden daha fazla risk altındalar.
Beslenme uzmanları, oruçtan çıkan vücudun yukarıda anlattığımız nedenlerden ötürü bir geçiş süreci yaşayacağı ve aynı nedenlerle mide-bağırsak sistemi ile ilgili ciddi sorunlar yaşanabileceği konusunda hepimizi uyarıyor. Yaşanabilecek sağlık problemlerini minumuma indirmek, hatta tamamen ortadan kaldırmak ise çok kolay. Çikolata, baklava, kadayıf gibi yağ ve şeker oranı yüksek tatlılardan mümkün olduğunca uzak durup onların yerine sütlü tatlılar tüketmek listenin en üst sırasında yer alan çözümlerden biri. Neden bayramda da güllaç ikram etmeye devam etmiyoruz ki? Su tüketimini günde 8 bardağın altına düşürmemeli, enerji kaybımız normalden fazlaysa bu tüketimi arttırmalıyız. Yemeklerde ise sebze-meyve ağırlıklı beslenmeye bayram boyunca da özen göstermeliyiz.

Bayramda oruç tuttuğumuz için sadece kendimizi kollamamız yeterli değil. Kendilerini kollamaya henüz alışık olmayan minikleri daha büyük tehlikeler bekliyor, ne de olsa gerçek şeker canavarları onlar. Beslenme uzmanları, şeker ve çikolatanın çocuklara tamamen yasaklanmasını doğru bulmuyor ancak kontrol altında tutulması gerektiğinde de hemfikirler. Peki doğru oranlar nedir? Çocuklarımızın ne kadar şeker tüketmesine göz yummalıyız?

Yaş gruplarına göre farklılık gösterse de, bir çocuğun günde tüketmesi gereken şeker miktarı ortalama 50-60 gram kadardır. Beş-altı adet lokumun 100 gram, bir madlen çikolatanın 10 gram, dört-beş yemek kaşığı reçelin 100 gram olduğundan yola çıkarak bu basit hesabı her anne babanın yapabileceğiniz düşünüyoruz. Bırakın çocuklar bayramın tadını çıkarsınlar. Ancak dengeyi bozmamaları için elimizden geleni de yapalım. Gün içinde bir sürü şeker ve çikolata tüketeceğine emin olduğumuz küçüklerin bayram sabahı kahvaltı sofrasından reçeli uzaklaştırmak bir başlangıç olabilir. Ne de olsa bu enerjiyi fazlasıyla alacaklar.

Herkese şimdiden şeker tadında bir bayram diliyoruz!

Migrene Bitkisel Ne İyi Gelir ?

Migren; Ataklar halinde baş ağrısı nöbetlerine verilen isimdir. bu bazen 1 saat bazende günler sürebilmektedir. Sizin için genel olarak...